Peyami Safa'nın en önemli eserleri nelerdir ?

Selen

New member
[color=]Peyami Safa’nın En Önemli Eserleri: Bir İstanbul Akşamında Başlayan Yolculuk[/color]

Geçenlerde eski kitapların satıldığı küçük bir dükkânda, kapağı iyice yıpranmış bir Peyami Safa kitabının sayfalarını karıştırırken tuhaf bir şey oldu. Aslında “tuhaf” demem belki fazla iddialı; fakat bazı kitaplar vardır, onları okumaya başladığınızda yalnızca hikâyenin içine girmezsiniz, kendi hayatınızdan da bir kapı açılır.

Benim için o kapı İstanbul’a açıldı.

Bir tarafta Fatih’in eski sokakları, diğer tarafta Harbiye’nin değişen yüzü vardı. Tramvay raylarının iki semti birbirine bağladığı bir şehirde, insanların da kendi içlerinde iki ayrı dünyayı taşımaya çalıştığını düşündüm. Tam o sırada yanımdaki sandalyeye oturan genç bir adam, elindeki kitabı masaya bıraktı.

“Peyami Safa mı?” diye sordu.

“Evet.”

Gülümsedi.

“Onu yalnızca eski İstanbul’u anlatan bir yazar sanıyorsanız, birazdan fikriniz değişebilir.”

O cümleyle başlayan sohbet, akşam boyunca sürdü. Biz konuştukça Peyami Safa’nın romanları birer kitap olmaktan çıktı; farklı dönemlerde yaşayan insanların korkuları, tercihleri, aşkları, hastalıkları ve toplumla çatışmaları hâline geldi.

Sonunda ikimiz de aynı soruya geldik:

Peyami Safa’yı bugün hâlâ önemli yapan şey neydi?

Belki de cevap, eserlerinin insanın dış dünyasından çok iç dünyasına bakmasındaydı. Türk Dil Kurumu kaynaklarında da Safa’nın sosyal meseleleri farklı boyutlarıyla ele aldığı, özellikle yabancılaşma ve yozlaşma gibi konular üzerinde durduğu belirtiliyor. Türk Dil Kurumu

[color=]Bir Hastane Odasında Başlayan Roman: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu[/color]

Masadaki kitabı açtığımda ilk konuştuğumuz eser Dokuzuncu Hariciye Koğuşu oldu.

1930’da yayımlanan roman, Peyami Safa’nın en önemli eserlerinden biri olduğu kadar, onun kişisel dünyasını anlamak açısından da özel bir yere sahip. Roman büyük ölçüde yazarın çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yaşadığı hastalık deneyimlerinin izlerini taşır. Eserde hastalık yalnızca bedensel bir sorun değildir; korku, yalnızlık, aşk, gelecek kaygısı ve insanın kendi bedeniyle kurduğu ilişki de hikâyenin parçasıdır. İslam Ansiklopedisi+1

Burada romanın kahramanını yalnızca “hasta bir genç” olarak görmek kolay olurdu. Fakat Safa'nın başarısı tam da burada başlıyor.

Çünkü genç adamın asıl mücadelesi hastane koridorlarında değil, zihninin içinde yaşanıyor.

Bir insanın bedenine dair duyduğu korku, onun dünyayı algılama biçimini nasıl değiştirir?

Hastalığı olmayan biri bu korkuyu gerçekten anlayabilir mi?

Yanımdaki genç adam bu soruya farklı bir açıdan yaklaştı:

“Bence romanın güçlü tarafı, erkeği güçlü görünmek zorunda olan bir karakter olarak göstermemesi.”

Haklıydı.

Çünkü burada erkek karakterin çözüm araması, doktorlara başvurması, geleceği hesaplaması ve içinde bulunduğu durumdan çıkış yolu bulmaya çalışması dikkat çekiyor. Fakat bu stratejik yaklaşım, duyguların yokluğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, korku ve sevgi kararların merkezinde duruyor.

Romandaki kadın karakterlerin yaklaşımı da yalnızca “duygusal” olmakla açıklanamayacak kadar karmaşık. Onların insan ilişkilerini, karşısındaki kişinin kırılganlığını ve duygusal ihtiyaçlarını fark etme biçimleri hikâyenin yönünü etkiliyor.

Yani Safa'nın dünyasında akıl ve duygu birbirinin düşmanı değil.

Belki de mesele tam olarak bu.

[color=]Fatih’ten Harbiye’ye Giden Tramvay: Bir Şehrin İçindeki İki Dünya[/color]

Sonra sıra Fatih-Harbiye romanına geldi.

1931’de yayımlanan roman, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki İstanbul’da Batılılaşma meselesini aşk ve gençlik üzerinden ele alıyor. Neriman’ın Fatih ile Harbiye arasında gidip gelmesi, aslında yalnızca iki semt arasındaki fiziksel yolculuk değildir. Bu yolculuk, farklı yaşam tarzları, kültürel değerler ve gelecek tasavvurları arasında gerçekleşir. İslam Ansiklopedisi+1

O akşam dükkândan çıktıktan sonra Fatih tarafına doğru yürüdüğümü hayal ettim.

Sokaklar sessizdi.

Neriman'ın tramvaydan indiğini, çevresine baktığını düşündüm.

Bir yanda alıştığı dünya vardı.

Diğer tarafta ise ona daha modern, daha özgür, daha gösterişli görünen başka bir hayat.

Fakat Safa burada basit bir “Doğu iyidir, Batı kötüdür” hikâyesi kurmuyor. Asıl mesele, Batılılaşmanın ne anlama geldiği.

İnsan başka bir kültürden etkilenirken kendi geçmişiyle bağını tamamen koparmak zorunda mı?

Yoksa modernleşme, geçmişi yok etmek yerine onu yeniden yorumlamak olabilir mi?

Bu soruların bugün bile güncelliğini koruduğunu düşünüyorum.

Romanda Şinasi daha ölçülü ve çözümleyici bir karakter olarak karşımıza çıkarken, Neriman kendi iç çatışmalarını ilişkileri ve duyguları üzerinden yaşamaktadır. Ancak Neriman'ı yalnızca “kararsız kadın”, Şinasi'yi de yalnızca “mantıklı erkek” şeklinde okumak romanı daraltır.

Neriman karar veren, sorgulayan ve kendi hayatının yönünü değiştirmeye çalışan aktif bir karakterdir.

Şinasi ise yalnızca strateji üreten biri değildir; sevdiği insanın değişimini anlamaya çalışan, sabır gösteren ve ilişkiyi korumaya çalışan bir karakterdir.

Bu açıdan roman, erkeklerin çözüm odaklılığıyla kadınların ilişki merkezli yaklaşımını karşı karşıya getirmekten çok, bu iki yöntemin insan hayatında nasıl birbirini tamamlayabileceğini düşündürüyor.

Üstelik mesele yalnızca bireysel değildir.

Fatih-Harbiye'nin arka planında Cumhuriyet'in ilk yılları, kültürel dönüşüm, müzik tartışmaları ve değişen şehir hayatı bulunur. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki değerlendirmede de romanın Türk musikisi ile Batı musikisi arasındaki tartışmayı Doğu-Batı meselesinin önemli bir parçası hâline getirdiği belirtiliyor. İslam Ansiklopedisi

Bir tramvay hattı üzerinden koca bir medeniyet tartışması yapılabilir miydi?

Peyami Safa bunun mümkün olduğunu gösteriyordu.

[color=]Tereddüt Etmenin Romanı: Bir Tereddüdün Romanı[/color]

Gece ilerledikçe sohbetimizin yönü değişti.

“Peyami Safa'nın en ilginç taraflarından biri,” dedi arkadaşım, “insanın emin olduğu şeyleri bile şüpheli hâle getirmesi.”

Bunun üzerine Bir Tereddüdün Romanından söz ettik.

1933 tarihli bu eser, I. Dünya Savaşı sonrasında Türk aydınlarının yaşadığı inanç buhranını, şüphelerini ve tereddütlerini ele alıyor. Romanda bohem hayat, fikir çatışmaları ve aydınların dünya görüşleri üzerinden dönemin zihinsel atmosferi yansıtılıyor. Eserin otobiyografik özellikler taşıdığı da belirtiliyor. İslam Ansiklopedisi

Burada erkek karakterlerin tartışma, fikir üretme ve olayları zihinsel olarak çözümleme eğilimleri öne çıkıyor.

Fakat romanı yalnızca erkeklerin fikir dünyası üzerinden okumak da eksik olur.

Çünkü insanın düşünceleri, ilişkilerinden bağımsız değildir.

Bir insanın dünyaya bakışı sevdiği kişiden, ailesinden, arkadaşlarından ve içinde yaşadığı toplumdan etkilenir.

Bu yüzden Safa'nın karakterleri bana satranç taşlarından çok, birbirlerinin hamlelerini değiştiren insanlar gibi geliyor.

Birinin kararı diğerini etkiliyor.

Birinin korkusu diğerinin davranışını değiştiriyor.

Birinin sevgisi, ötekinin stratejisini bozabiliyor.

Gerçek hayat da biraz böyle değil mi?

[color=]Matmazel Noraliya’nın Koltuğu: Akılla Çözülemeyen Bir Dünyanın Eşiğinde[/color]

Sonra sohbetin en farklı durağına geldik: Matmazel Noraliya’nın Koltuğu.

1949’da yayımlanan roman, Peyami Safa'nın düşünce dünyasındaki değişimi anlamak açısından büyük önem taşıyor. Romanda materyalizm, pozitivizm, nihilizm, mistisizm ve olağanüstü deneyimler iç içe geçiyor. Ferit karakterinin yaşadığı zihinsel kriz ve Matmazel Noraliya'nın günlükleriyle karşılaşması, romanın temel dönüşüm noktalarından birini oluşturuyor. İslam Ansiklopedisi

Ferit'in problemi yalnızca “neye inanmalıyım?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

İnsan her şeyi aklıyla açıklayabilir mi?

Modern insanın belki de en büyük çelişkilerinden biri budur.

Bilim ilerledikçe açıklayamadığımız şeylerin ortadan kalkacağını düşünürüz. Fakat bazen bilgi arttıkça yeni sorular ortaya çıkar.

Ferit de bu soruların içinde kaybolur.

Burada erkek karakterin analitik ve sorgulayıcı yönü belirgindir. Fakat romanın çözümünde yalnızca düşünce değil, başkalarının hayat deneyimleri ve ilişkisel bağlar da önem kazanır.

Matmazel Noraliya'nın günlükleri, Ferit için yalnızca bilgi kaynağı değildir.

Bir başka insanın yaşadığı hayatın tanıklığıdır.

Bu ayrıntı bence çok önemli.

Çünkü bazen bir insanı ikna eden şey güçlü bir argüman değil, başka bir insanın yaşadığı deneyimi anlamaktır.

Bu da empatiyi, düşüncenin karşısında değil yanında konumlandırır.

[color=]Yalnızız: Geleceğin Şehrinde İnsan Kalmak[/color]

Sohbetimizin sonlarına doğru Yalnızız üzerinde uzun süre durduk.

1951'de yayımlanan roman, Peyami Safa'nın en dikkat çekici eserlerinden biri. Romanda Doğu-Batı sentezi, bireysel yalnızlık, modern insanın bunalımı ve geleceğe ilişkin ideal bir toplum tasarımı önemli yer tutuyor. Romanın kahramanı Samim'in zaman zaman sığındığı Simeranya, bütün karşıtlıkların barıştırıldığı hayalî bir ülke olarak tasarlanmış. İslam Ansiklopedisi

Simeranya fikri beni özellikle düşündürdü.

Çünkü insanlık uzun zamandır daha iyi bir dünya tasarlıyor.

Fakat iyi bir dünya yalnızca teknolojik olarak gelişmiş bir dünya olabilir mi?

İnsanların birbirini anlamadığı bir toplumda refah yeterli olur mu?

Bir toplumun ekonomik olarak güçlü olması, insan ilişkilerinin de güçlü olduğu anlamına gelir mi?

Samim'in hayal ettiği dünya bu soruların etrafında dolaşır.

Burada yine akıl ile duygu arasındaki ilişki karşımıza çıkıyor.

Erkek karakterlerin planlama, analiz ve gelecek tasarlama yönleri dikkat çekerken, ilişkilerdeki güven, bağlılık, kırılganlık ve empati de olayların gidişatını belirler.

Bu açıdan Peyami Safa'nın karakterlerini “erkekler şöyle, kadınlar böyle” diye kesin kutulara ayırmak yerine, farklı insanî becerilerin karakterler arasında nasıl dağıldığına bakmak daha anlamlı geliyor.

[color=]Sözde Kızlar’dan Biz İnsanlar’a: Değişen İstanbul, Değişen İnsan[/color]

Peyami Safa'yı yalnızca dört-beş romanıyla sınırlamak da doğru olmaz.

İlk romanlarından Sözde Kızlar, dönemin İstanbul sosyetesi ile Anadolu'daki Millî Mücadele arasındaki tezatı işler. Ardından Şimşek, Mahşer, Bir Akşamdı ve Cânan gelir. İslam Ansiklopedisi

Daha sonra gelen Biz İnsanlar ise Safa'nın son romanı kabul edilir ve Mütareke döneminde aydınların gündemindeki materyalizm, sosyalizm, mandacılık ve milliyetçilik gibi fikirleri tartışır. Eserin 1937'de Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildiği, kitap olarak ise önemli değişikliklerle 1959'da yayımlandığı belirtilmektedir. İslam Ansiklopedisi

Bu eserleri yan yana koyunca ilginç bir manzara ortaya çıkıyor.

Peyami Safa aslında yalnızca karakterlerini anlatmıyor.

Bir ülkenin dönüşümünü insan yüzleri üzerinden kaydediyor.

İstanbul'un semtleri değişiyor.

Aile yapıları değişiyor.

Kadınların ve erkeklerin toplumdaki rolleri değişiyor.

Gelenek ile modernlik arasındaki tartışma yeni biçimler kazanıyor.

Fakat insanın temel soruları aynı kalıyor:

Ben kimim?

Nereye aitim?

Nasıl yaşamalıyım?

Sevdiğim insanla nasıl bir hayat kurmalıyım?

Toplum değişirken kendimden ne kadar vazgeçmeliyim?

[color=]Peyami Safa’nın En Önemli Eserleri Hangileri?[/color]

Masadaki defterime sonunda küçük bir liste çıkardım:

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Psikolojik çözümlemeleri, hastalık ve insanın iç dünyası arasındaki bağlantıyı güçlü biçimde ele almasıyla öne çıkar.

Fatih-Harbiye – Doğu-Batı çatışmasını, modernleşme ve kimlik sorunlarını İstanbul'un iki semti üzerinden işler.

Bir Tereddüdün Romanı – Aydınların inanç, fikir ve varoluş krizlerini sorgular.

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu – Materyalizm, nihilizm ve mistisizm arasındaki gerilimi psikolojik ve metafizik boyutlarıyla ele alır.

Yalnızız – Modern insanın yalnızlığını ve medeniyetler arasında bir sentez arayışını işler; Simeranya düşüncesiyle dikkat çeker.

Biz İnsanlar – Mütareke döneminin siyasi ve düşünsel atmosferini aydınların fikir çatışmaları üzerinden yansıtır.

Bunlara ilk dönem romanları olan Sözde Kızlar, Şimşek, Mahşer, Bir Akşamdı ve Cânan da eklenebilir. Safa'nın yalnızca roman yazmadığını; ayrıca hikâyeler, piyes ve düşünce eserleri de kaleme aldığını belirtmek gerekir. TDV'nin biyografik çalışmasına göre yazılarının ve kitaplarının toplamı oldukça geniş bir külliyat oluşturur. İslam Ansiklopedisi

[color=]Kitabı Kapatırken Aklımda Kalan Soru[/color]

Gece sonunda dükkândan çıkarken arkadaşım bana son bir soru sordu:

“Peyami Safa'nın eserlerini bugün okumanın asıl sebebi ne?”

Bir süre cevap veremedim.

Sonra İstanbul'un gecesine baktım.

Fatih ile Harbiye arasındaki eski tramvay hattını düşündüm. Hastane odasında kendi geleceğinden korkan genç adamı düşündüm. Neriman'ın iki farklı dünya arasında yaşadığı tereddüdü, Ferit'in zihinsel bunalımını, Samim'in Simeranya'sını düşündüm.

Sonra cevabımı bulduğumu hissettim.

Peyami Safa'yı bugün önemli yapan şey, bize geçmişi anlatması kadar insanın değişen dünya karşısındaki yalnızlığını anlatmasıdır.

Teknoloji değişiyor.

Şehirler değişiyor.

Moda değişiyor.

Siyasi fikirler değişiyor.

İnsanların birbirleriyle iletişim kurma biçimleri değişiyor.

Ama insan hâlâ seçim yapmak zorunda.

Ve her seçimin içinde biraz akıl, biraz korku, biraz sevgi, biraz hesap, biraz empati bulunuyor.

Belki de Safa'nın romanlarını tekrar tekrar okumamızın nedeni budur.

Çünkü Neriman'ın Fatih ile Harbiye arasında yaptığı yolculuk, aslında her kuşağın yaptığı bir yolculuktur.

Bir tarafta geçmiş vardır.

Diğer tarafta gelecek.

İnsan ise tam ortada durur.

Peki sizce Peyami Safa'nın en güçlü eseri hangisi?

Sizi en çok Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nun psikolojik dünyası mı, Fatih-Harbiye'nin Doğu-Batı çatışması mı, Matmazel Noraliya'nın metafizik arayışı mı, yoksa Yalnızız'ın Simeranya hayali mi etkiledi?

Belki de asıl tartışılması gereken soru daha farklıdır:

Peyami Safa, kendi döneminin sorunlarını mı anlatıyordu, yoksa bizim bugün hâlâ çözemediğimiz insanlık meselelerini mi?