Efe
New member
Pendik Sahil Yolu Ne Zaman Yapıldı? Denizden Kazanılan Yolun Hikâyesi
Pendik Sahil Yolu’nun Hikâyesi Bir Yol Hikâyesinden Çok Daha Fazlası
Geçenlerde Pendik sahilinde yürürken aklıma tuhaf bir soru takıldı: “Bizim şimdi denizin kenarında yürüdüğümüz, bisiklete bindiğimiz ve arabayla geçtiğimiz bu yol eskiden gerçekten yok muydu?”
İstanbul’da yaşayanlar bilir; bazı yolları o kadar kanıksarız ki onların nasıl ortaya çıktığını hiç düşünmeyiz. Pendik Sahil Yolu da benim için uzun süre böyleydi. Deniz bir tarafta, şehir diğer tarafta… Yol sanki hep oradaymış gibi.
Sonra eski fotoğraflara bakmaya başlayınca işin rengi değişti.
1970’lerin Pendik sahiline ait görüntülerde bugünkü geniş kıyı düzenlemesini görmek mümkün değil. Hatta eski sahil fotoğraflarına baktığınızda kıyının bugünkünden farklı bir karakter taşıdığını fark ediyorsunuz. Pendik Belediyesi’nin yayımladığı tarih çalışmasında da 1970’ler ve 1980’lere ait sahil ve iskele fotoğrafları bulunuyor.
İşte o noktada insan ister istemez şunu soruyor:
Pendik Sahil Yolu tam olarak ne zaman yapıldı?
Araştırdıkça karşıma tek bir tarihten ziyade, 1980’lerden 1990’lara uzanan oldukça hareketli bir hikâye çıktı.
1980’lerde Pendik: Şehrin Kenarından Metropolün İçine
Hikâyenin ilk sahnesini 1980’lerin İstanbul’unda düşünelim.
Pendik o yıllarda bugünkü kadar yoğun değildi. İstanbul’un doğu sınırı giderek genişliyor, Maltepe, Kartal, Pendik ve Tuzla gibi yerleşimler büyükşehirleşme sürecinin içine giriyordu. İstanbul’un mekânsal gelişimi üzerine hazırlanan çalışmalara göre 1970’te Pendik hâlâ daha ayrı bir yerleşim niteliğindeyken 1980’lerden itibaren bu bölge İstanbul’un sürekli kentsel dokusuna daha güçlü biçimde bağlanmaya başladı. Pendik de 1987 yılında Kartal’dan ayrılarak ilçe oldu.
Bir akşamüstü, hayali iki eski Pendikli düşünelim.
Mehmet, elindeki gazeteyi katlayıp masaya bırakıyor:
“Bu trafik böyle devam ederse yakında buradan İstanbul’un merkezine gitmek saatler sürecek.”
Yanındaki Ayşe ise pencereden sahile bakıyor:
“Peki yolu yaparken sahili ne hale getirecekler? İnsanların denizle ilişkisini de düşünmek gerekiyor.”
Bu küçük konuşma aslında dönemin büyük tartışmasını özetliyor.
Bir tarafta ulaşım sorunu vardı. İnsanlar daha hızlı ulaşmak, şehir içindeki trafik yükünü azaltmak istiyordu.
Diğer tarafta ise kıyı vardı. Kıyı yalnızca araçların geçeceği bir alan değildi; insanların yürüdüğü, denize baktığı, balık tuttuğu, çocuklarını gezdirdiği ve anılar biriktirdiği ortak bir mekândı.
Üstelik mesele yalnızca erkeklerin “çözüm üretmesi” veya kadınların “duygusal bakması” kadar basit değildi. Aynı aile içinde Mehmet gibi hesap yapmayı seven bir kadın da olabilirdi, Ayşe gibi insanların ihtiyaçlarını önceleyen bir erkek de. Fakat hikâyemizde bu iki karakter üzerinden farklı bakış açılarını özellikle yan yana getirmek, şehir planlamasının yalnızca teknik bir mesele olmadığını göstermesi açısından önemli.
1989: Pendik Sahil Yolu İçin Kritik Dönemeç
Araştırmanın en önemli noktalarından biri 1989 yılı.
İstanbul Ticaret Üniversitesi AVESİS kayıtlarında “Sahil Dolgusu ve Yolu Plan Çalışması (Kartal–Pendik Güzergâhı) ~11 Km” başlıklı çalışmanın 1989 yılında yürütüldüğü, başlangıç tarihinin Mayıs 1989, bitiş tarihinin ise Eylül 1989 olduğu görülüyor.
Bu bilgi, “Pendik Sahil Yolu 1989’da mı yapıldı?” sorusuna daha dikkatli cevap vermemiz gerektiğini gösteriyor.
Çünkü planlama, dolgu, inşaat ve yolun fiilen hizmete girmesi aynı tarih değildir.
1989 yılında proje ve planlama çalışmaları yapılırken sahil yolunun Pendik yönüne uzatılması gündeme gelmişti. Cumhuriyet gazetesinin 18 Ekim 1989 tarihli haberinde, Bostancı’dan Kartal-Maltepe yönüne uzanan kıyı yolunun tamamlanan bölümlerinden sonra yolun Pendik’e kadar uzatılması için yeni bir ihale açıldığı ve çalışmaların başlatıldığı aktarılıyor.
Yani 1989, Pendik Sahil Yolu açısından önemli bir başlangıç dönemi.
Ama hikâye burada bitmiyor.
1991: İnşaat Yeniden Başlıyor
1991 yılına geldiğimizde daha net bir belgeyle karşılaşıyoruz.
27 Şubat 1991 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan habere göre, 1989 yılında durdurulan Maltepe-Pendik sahil yolu yapımına yeniden başlanıyordu. Haberde Kadıköy-Pendik sahil dolgu çalışmaları çerçevesinde yolun Pendik Tersanesi’ne kadar uzatılacağı ve bazı noktalarda E-5’e bağlanacağı belirtiliyordu.
Şimdi sahneyi yeniden hayal edelim.
Mehmet bu kez eline bir kroki almış olsun.
“Buradan yol geçerse trafik rahatlayacak. İnsanlar sahilden daha kolay ilerleyecek.”
Ayşe ise krokide denizin olduğu bölgeye bakıyor:
“Peki burası eskiden deniz değil miydi?”
Mehmet duruyor.
İşte tam burada şehir planlamasının en ilginç sorularından biri ortaya çıkıyor:
Bir şehri büyütürken gerçekten sadece boş alanları mı değerlendiriyoruz, yoksa şehrin hafızasını da yeniden mi şekillendiriyoruz?
Pendik kıyılarında 1980’lerden sonra sahil yolu, tersane, liman, rekreasyon ve yeşil alanlar için kıyı dolguları yapıldığı akademik çalışmalarda da belirtiliyor. Araştırmalara göre 1970-2018 döneminde Pendik kıyılarında yer yer 150-200 metreye ulaşan kıyı çizgisi değişimleri meydana geldi.
Bu, “bir yol yapıldı” cümlesinden çok daha büyük bir dönüşüm demek.
Çünkü aslında yalnızca asfalt dökülmedi.
Kıyının kendisi değişti.
Yolun Asıl Amacı Neydi? Sadece Trafik mi?
Bugün sahil yolundan geçerken çoğumuzun aklına ilk gelen şey ulaşım.
Fakat dönemin resmi planlama yaklaşımına baktığımızda hedeflerin daha geniş olduğunu görüyoruz.
Danıştay’ın 1992 tarihli kararında Maltepe-Dragos-Pendik sahil yolu ve rıhtım düzenlemeleriyle ilgili süreç ayrıntılı biçimde ele alınmış. Kararda projenin amaçları arasında E-5 üzerindeki trafik yükünü azaltmak, alternatif ulaşım güzergâhları oluşturmak, sahil şeridini halka açık gezinti ve spor alanlarına dönüştürmek ve kanalizasyon sorununa yönelik altyapı yatırımları yapmak gibi hedeflerden söz ediliyor.
Bu ayrıntı bence özellikle önemli.
Çünkü bugün “sahil yolu yapıldı” dediğimiz şeyin arkasında yalnızca otomobiller yok.
Ulaşım vardı.
Altyapı vardı.
Rekreasyon vardı.
Kamu alanı oluşturma fikri vardı.
Ve tabii ki İstanbul’un hızla büyüyen nüfusuna cevap verme çabası vardı.
Ancak aynı süreç ciddi çevresel ve şehircilik tartışmalarına da neden oldu. Aynı Danıştay kararında kıyı düzenlemelerinin doğal kıyı değerleri ve şehircilik ilkeleri açısından tartışıldığı görülüyor.
Yani o dönemde de herkes aynı şeyi düşünmüyordu.
Pendik Sahili Değişirken İnsanların Hayatı da Değişti
Bir yolun tarihini yalnızca ihale tarihleriyle anlatmak bana hep eksik geliyor.
Çünkü yolların gerçek hikâyesi insanların hayatında yazılıyor.
Örneğin eski Pendikli bir ailenin 1970’lerde sahile gidip denize baktığını düşünün.
Çocuklar kıyıda oynuyor.
Baba balık tutuyor.
Anne çocukların peşinden koşuyor.
Yıllar geçiyor.
Aynı aile 1990’larda yeniden aynı yere geliyor.
Bu kez karşılarında daha geniş bir kıyı alanı, yollar, araçlar, parklar ve yeni düzenlemeler var.
Çocuklar büyümüş.
Şehir büyümüş.
Ama deniz hâlâ orada.
Belki de şehir tarihinin en dokunaklı tarafı bu: Mekân değişiyor, fakat insanların mekâna yüklediği anlam tamamen ortadan kalkmıyor.
Kadınların ve erkeklerin şehirle ilişkilerini tek bir kalıba sokmak doğru olmaz. Fakat gündelik hayatın ihtiyaçlarına baktığımızda farklı önceliklerin bir arada bulunabildiğini görüyoruz. Bir kişi ulaşım süresini hesaplayabilirken başka biri yolun çocuklar, yaşlılar, yürüyüş yapanlar veya komşuluk ilişkileri üzerindeki etkisini düşünebilir.
Aslında iyi şehircilik tam da bu iki bakışı aynı masada buluşturmayı gerektiriyor.
“En hızlı nasıl gideriz?” sorusu kadar,
“Burada insanlar nasıl yaşayacak?” sorusu da önemli.
Peki Pendik Sahil Yolu Tam Olarak Hangi Yıl Yapıldı?
Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra daha net bir cevap verebiliriz.
Pendik Sahil Yolu tek bir yılda ortaya çıkan bir proje değil.
1980’lerin sonlarında Anadolu Yakası sahil yolu ve dolgu çalışmaları kapsamında Pendik yönüne uzanan proje gündeme geldi. 1989’da Kartal-Pendik güzergâhı için yaklaşık 11 kilometrelik sahil dolgusu ve yol planlama çalışması yürütüldü. Aynı yıl Pendik’e uzatma için çalışmalar başlatıldı ancak süreç kesintiye uğradı. 1991’de ise Maltepe-Pendik sahil yolu yapımına yeniden başlandığı dönemin basın kayıtlarında yer aldı.
Daha sonraki yıllarda sahil yolu, parklar, yeşil alanlar ve rekreasyon düzenlemeleriyle bugünkü karakterine doğru gelişti. 1995 Ulaşım Master Planı kapsamında Kartal-Tuzla arasındaki sahil yolu bağlantılarının da gerçekleştirildiği akademik bir çalışmada belirtiliyor. Bu çalışmalarla denizden kazanılan alanlarda park, bahçe, havuz, gezi ve rekreasyon alanları oluşturulduğu aktarılıyor.
Dolayısıyla “Pendik Sahil Yolu 1989’da yapıldı” demek fazla basitleştirici olur.
Daha doğru ifade şu:
Pendik Sahil Yolu’nun planlama ve yapım süreci 1980’lerin sonlarında başladı; 1989-1991 döneminde önemli inşaat ve planlama aşamalarından geçti ve 1990’lı yıllarda daha geniş sahil yolu sistemi içinde bugünkü bağlantı karakterine kavuştu.
Bugün Sahilde Yürürken Aslında Neye Bakıyoruz?
Geçen gün yeniden Pendik sahiline gittim.
Bu kez yolu sadece yol olarak görmedim.
Arabaların geçtiği asfaltın altında geçmişte yapılan dolgu çalışmalarını düşündüm.
Parklara bakınca denizden kazanılan alanları düşündüm.
Bisiklet süren insanları görünce projenin yalnızca trafik amacı taşımadığını hatırladım.
Ve eski fotoğraflardaki Pendik ile bugünkü Pendik’i zihnimde yan yana koydum.
İşte o zaman sahil yolu benim için başka bir anlam kazandı.
Bir mühendislik projesi olarak baktığınızda yol; ulaşım, trafik ve altyapı problemine verilen bir cevap.
Bir şehir tarihçisi gibi baktığınızda yol; İstanbul’un doğuya doğru büyümesinin izlerinden biri.
Bir Pendikli gibi baktığınızda ise yol; çocukluğunuzun geçtiği sahilin değişmiş hali olabilir.
Belki de en doğru bakış, bunların hepsini aynı anda görebilmek.
Çünkü şehirler yalnızca beton, asfalt ve dolgu alanlarından oluşmuyor.
Şehirler insanların hatıralarından da oluşuyor.
Son Bir Soru: Sizce Sahil Eski Haliyle mi Kalmalıydı?
Bu araştırmadan sonra benim kafamda yeni bir soru oluştu.
Eğer 1980’lerde ve 1990’larda bu yatırımlar yapılmasaydı, İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki ulaşım nasıl şekillenecekti?
Belki trafik daha kötü olacaktı.
Belki kıyı daha doğal kalacaktı.
Belki başka bir ulaşım sistemi kurulacaktı.
Belki de bugün kullandığımız sahil parklarının hiçbiri olmayacaktı.
Bunun kesin cevabını vermek kolay değil.
Ama tarih bize başka bir şey öğretiyor:
Bir şehirde bugün “normal” kabul ettiğimiz her şey, bir zamanlar verilmiş tartışmalı bir kararın sonucudur.
Pendik Sahil Yolu da bunun güzel örneklerinden biri.
1980’lerin sonunda başlayan planlama ve dolgu süreci, 1989’daki Kartal-Pendik güzergâh çalışmaları, 1991’de yeniden hızlanan yapım süreci ve 1990’larda genişleyen ulaşım-rekreasyon sistemiyle birlikte bugünkü sahil düzeninin temellerini oluşturdu.
Şimdi sahilde yürürken bunu bilmek, manzaraya biraz farklı bakmanızı sağlıyor.
Belki bir gün siz de eski bir Pendik fotoğrafı bulursunuz.
Fotoğraftaki kıyıya dikkatlice bakarsınız.
Sonra bugünkü sahile dönüp şu soruyu kendinize sorarsınız:
“Biz gerçekten yeni bir yol mu yaptık, yoksa şehrin denizle olan ilişkisini baştan mı yazdık?”
Bence Pendik Sahil Yolu’nun asıl hikâyesi tam da burada başlıyor.
Kaynakları metin içinde daha görünür kılAna tarihi cevabı girişe taşı
Kaynakları metin içinde daha görünür kıl
Ana tarihi cevabı girişe taşı
Cinsiyet vurgusunu daha incelikli işle
Pendik Sahil Yolu’nun Hikâyesi Bir Yol Hikâyesinden Çok Daha Fazlası
Geçenlerde Pendik sahilinde yürürken aklıma tuhaf bir soru takıldı: “Bizim şimdi denizin kenarında yürüdüğümüz, bisiklete bindiğimiz ve arabayla geçtiğimiz bu yol eskiden gerçekten yok muydu?”
İstanbul’da yaşayanlar bilir; bazı yolları o kadar kanıksarız ki onların nasıl ortaya çıktığını hiç düşünmeyiz. Pendik Sahil Yolu da benim için uzun süre böyleydi. Deniz bir tarafta, şehir diğer tarafta… Yol sanki hep oradaymış gibi.
Sonra eski fotoğraflara bakmaya başlayınca işin rengi değişti.
1970’lerin Pendik sahiline ait görüntülerde bugünkü geniş kıyı düzenlemesini görmek mümkün değil. Hatta eski sahil fotoğraflarına baktığınızda kıyının bugünkünden farklı bir karakter taşıdığını fark ediyorsunuz. Pendik Belediyesi’nin yayımladığı tarih çalışmasında da 1970’ler ve 1980’lere ait sahil ve iskele fotoğrafları bulunuyor.
İşte o noktada insan ister istemez şunu soruyor:
Pendik Sahil Yolu tam olarak ne zaman yapıldı?
Araştırdıkça karşıma tek bir tarihten ziyade, 1980’lerden 1990’lara uzanan oldukça hareketli bir hikâye çıktı.
1980’lerde Pendik: Şehrin Kenarından Metropolün İçine
Hikâyenin ilk sahnesini 1980’lerin İstanbul’unda düşünelim.
Pendik o yıllarda bugünkü kadar yoğun değildi. İstanbul’un doğu sınırı giderek genişliyor, Maltepe, Kartal, Pendik ve Tuzla gibi yerleşimler büyükşehirleşme sürecinin içine giriyordu. İstanbul’un mekânsal gelişimi üzerine hazırlanan çalışmalara göre 1970’te Pendik hâlâ daha ayrı bir yerleşim niteliğindeyken 1980’lerden itibaren bu bölge İstanbul’un sürekli kentsel dokusuna daha güçlü biçimde bağlanmaya başladı. Pendik de 1987 yılında Kartal’dan ayrılarak ilçe oldu.
Bir akşamüstü, hayali iki eski Pendikli düşünelim.
Mehmet, elindeki gazeteyi katlayıp masaya bırakıyor:
“Bu trafik böyle devam ederse yakında buradan İstanbul’un merkezine gitmek saatler sürecek.”
Yanındaki Ayşe ise pencereden sahile bakıyor:
“Peki yolu yaparken sahili ne hale getirecekler? İnsanların denizle ilişkisini de düşünmek gerekiyor.”
Bu küçük konuşma aslında dönemin büyük tartışmasını özetliyor.
Bir tarafta ulaşım sorunu vardı. İnsanlar daha hızlı ulaşmak, şehir içindeki trafik yükünü azaltmak istiyordu.
Diğer tarafta ise kıyı vardı. Kıyı yalnızca araçların geçeceği bir alan değildi; insanların yürüdüğü, denize baktığı, balık tuttuğu, çocuklarını gezdirdiği ve anılar biriktirdiği ortak bir mekândı.
Üstelik mesele yalnızca erkeklerin “çözüm üretmesi” veya kadınların “duygusal bakması” kadar basit değildi. Aynı aile içinde Mehmet gibi hesap yapmayı seven bir kadın da olabilirdi, Ayşe gibi insanların ihtiyaçlarını önceleyen bir erkek de. Fakat hikâyemizde bu iki karakter üzerinden farklı bakış açılarını özellikle yan yana getirmek, şehir planlamasının yalnızca teknik bir mesele olmadığını göstermesi açısından önemli.
1989: Pendik Sahil Yolu İçin Kritik Dönemeç
Araştırmanın en önemli noktalarından biri 1989 yılı.
İstanbul Ticaret Üniversitesi AVESİS kayıtlarında “Sahil Dolgusu ve Yolu Plan Çalışması (Kartal–Pendik Güzergâhı) ~11 Km” başlıklı çalışmanın 1989 yılında yürütüldüğü, başlangıç tarihinin Mayıs 1989, bitiş tarihinin ise Eylül 1989 olduğu görülüyor.
Bu bilgi, “Pendik Sahil Yolu 1989’da mı yapıldı?” sorusuna daha dikkatli cevap vermemiz gerektiğini gösteriyor.
Çünkü planlama, dolgu, inşaat ve yolun fiilen hizmete girmesi aynı tarih değildir.
1989 yılında proje ve planlama çalışmaları yapılırken sahil yolunun Pendik yönüne uzatılması gündeme gelmişti. Cumhuriyet gazetesinin 18 Ekim 1989 tarihli haberinde, Bostancı’dan Kartal-Maltepe yönüne uzanan kıyı yolunun tamamlanan bölümlerinden sonra yolun Pendik’e kadar uzatılması için yeni bir ihale açıldığı ve çalışmaların başlatıldığı aktarılıyor.
Yani 1989, Pendik Sahil Yolu açısından önemli bir başlangıç dönemi.
Ama hikâye burada bitmiyor.
1991: İnşaat Yeniden Başlıyor
1991 yılına geldiğimizde daha net bir belgeyle karşılaşıyoruz.
27 Şubat 1991 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan habere göre, 1989 yılında durdurulan Maltepe-Pendik sahil yolu yapımına yeniden başlanıyordu. Haberde Kadıköy-Pendik sahil dolgu çalışmaları çerçevesinde yolun Pendik Tersanesi’ne kadar uzatılacağı ve bazı noktalarda E-5’e bağlanacağı belirtiliyordu.
Şimdi sahneyi yeniden hayal edelim.
Mehmet bu kez eline bir kroki almış olsun.
“Buradan yol geçerse trafik rahatlayacak. İnsanlar sahilden daha kolay ilerleyecek.”
Ayşe ise krokide denizin olduğu bölgeye bakıyor:
“Peki burası eskiden deniz değil miydi?”
Mehmet duruyor.
İşte tam burada şehir planlamasının en ilginç sorularından biri ortaya çıkıyor:
Bir şehri büyütürken gerçekten sadece boş alanları mı değerlendiriyoruz, yoksa şehrin hafızasını da yeniden mi şekillendiriyoruz?
Pendik kıyılarında 1980’lerden sonra sahil yolu, tersane, liman, rekreasyon ve yeşil alanlar için kıyı dolguları yapıldığı akademik çalışmalarda da belirtiliyor. Araştırmalara göre 1970-2018 döneminde Pendik kıyılarında yer yer 150-200 metreye ulaşan kıyı çizgisi değişimleri meydana geldi.
Bu, “bir yol yapıldı” cümlesinden çok daha büyük bir dönüşüm demek.
Çünkü aslında yalnızca asfalt dökülmedi.
Kıyının kendisi değişti.
Yolun Asıl Amacı Neydi? Sadece Trafik mi?
Bugün sahil yolundan geçerken çoğumuzun aklına ilk gelen şey ulaşım.
Fakat dönemin resmi planlama yaklaşımına baktığımızda hedeflerin daha geniş olduğunu görüyoruz.
Danıştay’ın 1992 tarihli kararında Maltepe-Dragos-Pendik sahil yolu ve rıhtım düzenlemeleriyle ilgili süreç ayrıntılı biçimde ele alınmış. Kararda projenin amaçları arasında E-5 üzerindeki trafik yükünü azaltmak, alternatif ulaşım güzergâhları oluşturmak, sahil şeridini halka açık gezinti ve spor alanlarına dönüştürmek ve kanalizasyon sorununa yönelik altyapı yatırımları yapmak gibi hedeflerden söz ediliyor.
Bu ayrıntı bence özellikle önemli.
Çünkü bugün “sahil yolu yapıldı” dediğimiz şeyin arkasında yalnızca otomobiller yok.
Ulaşım vardı.
Altyapı vardı.
Rekreasyon vardı.
Kamu alanı oluşturma fikri vardı.
Ve tabii ki İstanbul’un hızla büyüyen nüfusuna cevap verme çabası vardı.
Ancak aynı süreç ciddi çevresel ve şehircilik tartışmalarına da neden oldu. Aynı Danıştay kararında kıyı düzenlemelerinin doğal kıyı değerleri ve şehircilik ilkeleri açısından tartışıldığı görülüyor.
Yani o dönemde de herkes aynı şeyi düşünmüyordu.
Pendik Sahili Değişirken İnsanların Hayatı da Değişti
Bir yolun tarihini yalnızca ihale tarihleriyle anlatmak bana hep eksik geliyor.
Çünkü yolların gerçek hikâyesi insanların hayatında yazılıyor.
Örneğin eski Pendikli bir ailenin 1970’lerde sahile gidip denize baktığını düşünün.
Çocuklar kıyıda oynuyor.
Baba balık tutuyor.
Anne çocukların peşinden koşuyor.
Yıllar geçiyor.
Aynı aile 1990’larda yeniden aynı yere geliyor.
Bu kez karşılarında daha geniş bir kıyı alanı, yollar, araçlar, parklar ve yeni düzenlemeler var.
Çocuklar büyümüş.
Şehir büyümüş.
Ama deniz hâlâ orada.
Belki de şehir tarihinin en dokunaklı tarafı bu: Mekân değişiyor, fakat insanların mekâna yüklediği anlam tamamen ortadan kalkmıyor.
Kadınların ve erkeklerin şehirle ilişkilerini tek bir kalıba sokmak doğru olmaz. Fakat gündelik hayatın ihtiyaçlarına baktığımızda farklı önceliklerin bir arada bulunabildiğini görüyoruz. Bir kişi ulaşım süresini hesaplayabilirken başka biri yolun çocuklar, yaşlılar, yürüyüş yapanlar veya komşuluk ilişkileri üzerindeki etkisini düşünebilir.
Aslında iyi şehircilik tam da bu iki bakışı aynı masada buluşturmayı gerektiriyor.
“En hızlı nasıl gideriz?” sorusu kadar,
“Burada insanlar nasıl yaşayacak?” sorusu da önemli.
Peki Pendik Sahil Yolu Tam Olarak Hangi Yıl Yapıldı?
Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra daha net bir cevap verebiliriz.
Pendik Sahil Yolu tek bir yılda ortaya çıkan bir proje değil.
1980’lerin sonlarında Anadolu Yakası sahil yolu ve dolgu çalışmaları kapsamında Pendik yönüne uzanan proje gündeme geldi. 1989’da Kartal-Pendik güzergâhı için yaklaşık 11 kilometrelik sahil dolgusu ve yol planlama çalışması yürütüldü. Aynı yıl Pendik’e uzatma için çalışmalar başlatıldı ancak süreç kesintiye uğradı. 1991’de ise Maltepe-Pendik sahil yolu yapımına yeniden başlandığı dönemin basın kayıtlarında yer aldı.
Daha sonraki yıllarda sahil yolu, parklar, yeşil alanlar ve rekreasyon düzenlemeleriyle bugünkü karakterine doğru gelişti. 1995 Ulaşım Master Planı kapsamında Kartal-Tuzla arasındaki sahil yolu bağlantılarının da gerçekleştirildiği akademik bir çalışmada belirtiliyor. Bu çalışmalarla denizden kazanılan alanlarda park, bahçe, havuz, gezi ve rekreasyon alanları oluşturulduğu aktarılıyor.
Dolayısıyla “Pendik Sahil Yolu 1989’da yapıldı” demek fazla basitleştirici olur.
Daha doğru ifade şu:
Pendik Sahil Yolu’nun planlama ve yapım süreci 1980’lerin sonlarında başladı; 1989-1991 döneminde önemli inşaat ve planlama aşamalarından geçti ve 1990’lı yıllarda daha geniş sahil yolu sistemi içinde bugünkü bağlantı karakterine kavuştu.
Bugün Sahilde Yürürken Aslında Neye Bakıyoruz?
Geçen gün yeniden Pendik sahiline gittim.
Bu kez yolu sadece yol olarak görmedim.
Arabaların geçtiği asfaltın altında geçmişte yapılan dolgu çalışmalarını düşündüm.
Parklara bakınca denizden kazanılan alanları düşündüm.
Bisiklet süren insanları görünce projenin yalnızca trafik amacı taşımadığını hatırladım.
Ve eski fotoğraflardaki Pendik ile bugünkü Pendik’i zihnimde yan yana koydum.
İşte o zaman sahil yolu benim için başka bir anlam kazandı.
Bir mühendislik projesi olarak baktığınızda yol; ulaşım, trafik ve altyapı problemine verilen bir cevap.
Bir şehir tarihçisi gibi baktığınızda yol; İstanbul’un doğuya doğru büyümesinin izlerinden biri.
Bir Pendikli gibi baktığınızda ise yol; çocukluğunuzun geçtiği sahilin değişmiş hali olabilir.
Belki de en doğru bakış, bunların hepsini aynı anda görebilmek.
Çünkü şehirler yalnızca beton, asfalt ve dolgu alanlarından oluşmuyor.
Şehirler insanların hatıralarından da oluşuyor.
Son Bir Soru: Sizce Sahil Eski Haliyle mi Kalmalıydı?
Bu araştırmadan sonra benim kafamda yeni bir soru oluştu.
Eğer 1980’lerde ve 1990’larda bu yatırımlar yapılmasaydı, İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki ulaşım nasıl şekillenecekti?
Belki trafik daha kötü olacaktı.
Belki kıyı daha doğal kalacaktı.
Belki başka bir ulaşım sistemi kurulacaktı.
Belki de bugün kullandığımız sahil parklarının hiçbiri olmayacaktı.
Bunun kesin cevabını vermek kolay değil.
Ama tarih bize başka bir şey öğretiyor:
Bir şehirde bugün “normal” kabul ettiğimiz her şey, bir zamanlar verilmiş tartışmalı bir kararın sonucudur.
Pendik Sahil Yolu da bunun güzel örneklerinden biri.
1980’lerin sonunda başlayan planlama ve dolgu süreci, 1989’daki Kartal-Pendik güzergâh çalışmaları, 1991’de yeniden hızlanan yapım süreci ve 1990’larda genişleyen ulaşım-rekreasyon sistemiyle birlikte bugünkü sahil düzeninin temellerini oluşturdu.
Şimdi sahilde yürürken bunu bilmek, manzaraya biraz farklı bakmanızı sağlıyor.
Belki bir gün siz de eski bir Pendik fotoğrafı bulursunuz.
Fotoğraftaki kıyıya dikkatlice bakarsınız.
Sonra bugünkü sahile dönüp şu soruyu kendinize sorarsınız:
“Biz gerçekten yeni bir yol mu yaptık, yoksa şehrin denizle olan ilişkisini baştan mı yazdık?”
Bence Pendik Sahil Yolu’nun asıl hikâyesi tam da burada başlıyor.
Kaynakları metin içinde daha görünür kılAna tarihi cevabı girişe taşı
Kaynakları metin içinde daha görünür kıl
Ana tarihi cevabı girişe taşı
Cinsiyet vurgusunu daha incelikli işle