Pavlov'un kopegi ne demek ?

Efe

New member
Örneğin bir grubun akademik olarak “yetersiz” olduğuna ilişkin yaygın bir stereotip varsa, o gruptan bir öğrenci sınava girerken yalnızca soruları çözmekle uğraşmayabilir. Aynı zamanda “Ya başarısız olursam ve herkes bunun benim grubum hakkında doğru olduğunu düşünürse?” kaygısıyla da mücadele edebilir.

Aronson, Fried ve Good’un sonraki çalışmasında, Afrikalı Amerikalı öğrencilerin zekânın değişmez değil geliştirilebilir olduğuna ilişkin bir anlayışla desteklenmesinin akademik katılım ve notlar üzerinde olumlu sonuçları olduğu raporlandı. SPARQ+1

Bu araştırmalar bize önemli bir şey söylüyor: İnsanların performansını değerlendirirken yalnızca “yetenek” veya “çaba” değişkenlerine bakmak yeterli olmayabilir. İnsanların performans gösterdiği sosyal ortam da önemlidir.

Sınıf Meselesi: Yoksulluk Sadece Para Eksikliği Değildir

Sınıfsal eşitsizlikler de benzer biçimde davranışları ve beklentileri şekillendirir.

Ekonomik olarak avantajlı bir ailede büyüyen bir çocuk, başarısızlığın geçici olduğunu ve tekrar deneyebileceğini öğrenebilir. Özel ders, sosyal çevre, güvenli barınma, kaliteli eğitim ve aile desteği gibi kaynaklara daha kolay ulaşabilir.

Düşük gelirli bir aileden gelen başka bir çocuk ise çok daha erken yaşta ekonomik risklerle karşılaşabilir. Eğitim hayatında başarısız olduğunda bunun sonucu yalnızca kötü bir not olmayabilir; burs kaybı, okuldan ayrılma, çalışmak zorunda kalma veya aile bütçesine katkı sağlama gibi daha büyük sonuçlar doğurabilir.

APA’nın sosyoekonomik statü üzerine kaynakları, sınıfın ırk, cinsiyet ve diğer sosyal konumlarla kesiştiğini; konut ayrışması ve kaynaklara erişimdeki farklılıkların eğitim ve ekonomik fırsatları etkileyebildiğini belirtiyor. Amerikan Psikoloji Derneği

Bu noktada “Pavlov’un köpeği” benzetmesini biraz değiştirebiliriz: İnsan yalnızca belirli uyarıcılara koşullanmaz; hangi seçeneklerin kendisi için gerçekçi olduğuna dair beklentileri de öğrenebilir.

Bir insan yıllarca “Bizim aileden üniversiteye giden olmaz” cümlesini duyduysa, üniversiteyi istemesine rağmen başvuru yapmayı bile düşünmeyebilir. Bu, basitçe “özgüveni düşük” diye açıklanabilecek bir durum değildir. Sosyal çevrenin mümkün ve imkânsız olarak tanımladığı seçenekler kişinin kararlarını etkileyebilir.

Ama İnsan Pavlov’un Köpeği Değildir

Burada çok önemli bir sınır var.

Klasik koşullanma, insan davranışlarının tamamını açıklamaz. İnsanlar refleksif tepkilerin ötesinde düşünebilir, öğrendiklerini sorgulayabilir, yeni anlamlar üretebilir ve davranışlarını değiştirebilir.

Hatta bazen geçmişte öğrendiğimiz bir tepkinin farkına varmak, onu değiştirmeye başlamanın ilk adımıdır.

Irkçı bir stereotiple karşılaşan kişi bunu sorgulayabilir. Toplumsal cinsiyet normlarına maruz kalan biri “Bana öğretilen gerçekten doğru mu?” diye düşünebilir. Sınıfsal sınırları içselleştirmiş bir öğrenci yeni bir sosyal çevreyle karşılaştığında daha önce kendisi için mümkün görmediği seçenekleri keşfedebilir.

Dolayısıyla koşullanma kader değildir.

Asıl mesele, koşullandırmanın gerçekleştiği sosyal yapıyı görebilmektir.

Eşitsizlikleri Yalnızca Bireysel Tercihlerle Açıklamak Neden Yetersiz?

Toplumlarda sık karşılaştığımız bir hata, ortaya çıkan sonucu doğrudan bireyin karakterine bağlamaktır.

“Daha çok çalışsaydı.”

“Kendine güvenseydi.”

“Sesini çıkarsaydı.”

“Daha cesur olsaydı.”

Bazen bunlar kısmen doğru olabilir. Fakat insanların neden aynı noktadan başlamadığını sormadan bu açıklamalar eksik kalır.

Steele ve Aronson’ın çalışmaları tam da bu açıdan önemlidir. Bir kişinin performansı yalnızca bireysel kapasitesinden değil, kimliğinin sosyal ortamda nasıl algılandığından da etkilenebilir. Stanford’un bu araştırma hattına ilişkin güncel açıklamalarında stereotiplerin eğitim performansı, güven ve akademik ilgiyi etkileyebileceği vurgulanıyor. Davranış Bilimleri İleri Çalışmalar Merkezi+1

Dolayısıyla eşitsizlikleri azaltmak için yalnızca bireylere “daha güçlü ol” demek yetmez. Okulların, iş yerlerinin, ailelerin ve diğer kurumların hangi davranışları ödüllendirdiğine de bakmak gerekir.

“Pavlov’un Köpeği” Benzetmesini Kullanırken Dikkat Etmemiz Gereken Şey

Bence bu deyimin en problemli kullanımı, başkasının davranışını küçümsemek için kullanılmasıdır.

“Pavlov’un köpeği gibi hemen tepki verdi.”

Bu cümle bazen komik görünebilir. Ancak kişinin neden o tepkiyi verdiğini sormadan söylendiğinde, davranışın arkasındaki sosyal ve psikolojik geçmişi tamamen görünmez hâle getirebilir.

Belki kişi yıllarca aynı durum karşısında cezalandırılmıştır.

Belki belirli bir kimliği nedeniyle daha fazla denetlenmiştir.

Belki yoksulluk nedeniyle risk almamayı öğrenmiştir.

Belki ırkçı bir stereotiple tekrar tekrar karşılaşmıştır.

Belki kadın olduğu için öfkesini göstermenin sosyal maliyetini deneyimlemiştir.

Belki erkek olduğu için yardım istemenin zayıflık olarak görülmesine alışmıştır.

Bunların hiçbiri bireyin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz. Fakat davranışı anlamlandırmamıza yardımcı olur.

Sonuç: Asıl Soru “Kim Koşullanmış?” Değil, “Kim Koşulları Belirliyor?”

“Pavlov’un köpeği” ifadesi aslında günlük hayatta oldukça güçlü bir metafor. Bize belirli uyaranlarla belirli tepkiler arasındaki bağlantıyı düşündürüyor. Fakat insan toplumuna uygulandığında bunun ötesine geçmek gerekiyor.

Çünkü insanlar yalnızca bireysel deneyimleriyle değil; aileleri, okulları, iş yerleri, ekonomik sistemleri, toplumsal cinsiyet normları, ırksal ve etnik hiyerarşiler ve sınıfsal konumlarıyla şekilleniyor.

Bu yüzden bence tartışılması gereken asıl mesele şu:

Bir davranışı “kişinin karakteri” olarak adlandırmadan önce, o davranışı üreten sosyal koşullara ne kadar bakıyoruz?

Ve belki daha zor bir soru:

Bugün normal kabul ettiğimiz hangi davranışlar aslında yalnızca yıllarca ödüllendirildiğimiz veya cezalandırıldığımız için bize doğal geliyor?

Kadınlar için soru, “Neden daha fazla karşı çıkmadın?” yerine “Karşı çıktığında hangi sosyal bedellerle karşılaştın?” olabilir.

Erkekler için soru, “Sen suçlu musun?” yerine “Sahip olduğun imkânları daha eşit bir ortam oluşturmak için nasıl kullanabilirsin?” olabilir.

Irk ve etnik köken açısından soru, “Neden bu kadar hassassın?” yerine “Bu kişinin geçmişte hangi deneyimleri bu ortamı farklı algılamasına neden olmuş olabilir?” şeklinde kurulabilir.

Sınıf açısından ise “Neden daha çok çalışmadı?” demeden önce “Çalışmasının önündeki maddi ve sosyal koşullar nelerdi?” diye sormak gerekir.

Çünkü insan davranışını anlamak, insanı bir laboratuvar hayvanına indirgemek değildir. Tam tersine, insanın içinde bulunduğu çevreyi, güç ilişkilerini ve seçeneklerini hesaba katmak demektir.

Ve belki de en düşündürücü soru şu:

Pavlov’un köpeği kim? Yoksa hepimiz, farklı koşullarda ve farklı derecelerde, bize öğretilen tepkileri yeniden üretirken aynı zamanda onları değiştirme gücüne de sahip miyiz?