Özel plajlar yasal mı ?

Onur

New member
Özel Plajlar Yasal mı? Sahilde Yaşadığım Olaydan Sonra Araştırdıklarım

[color=]Özel Plajlar Yasal mı? Bir Yaz Akşamı Başlayan Tartışma[/color]

Geçen yaz başımdan geçen küçük bir olay, aslında uzun zamandır kafamda olan bir soruyu ciddi ciddi araştırmama neden oldu.

Arkadaş grubumuzla deniz kenarında sakin bir gün geçirmek için bir koya gitmiştik. Yolun sonunda karşımıza ahşap bir tabela çıktı: “Özel Plaj – Giriş Ücretlidir.”

İlk başta kimse şaşırmadı. Sonuçta son yıllarda otellerin, beach club’ların ve çeşitli işletmelerin ücretli plajlarını görmeye alıştık.

Fakat grubumuzdan Murat tabelaya bakıp durdu.

“Bir dakika,” dedi. “Burası gerçekten özel mi? Deniz de mi onların?”

Hepimiz güldük.

Ama birkaç dakika sonra konu hiç de komik olmaktan çıktı.

Girişte görevli, plajı kullanabilmemiz için ücret ödememiz gerektiğini söyledi. Murat doğrudan “Bu alanın işletme hakkı var mı, yoksa burası gerçekten özel mülk mü?” diye sordu.

Görevli biraz sertleşti.

“Burası özel işletme. İsterseniz girersiniz, istemezseniz başka yere gidersiniz.”

Tam o sırada yanımızdaki arkadaşımız Derya araya girdi.

“Bir dakika,” dedi. “Burada çalışan kişinin de işi zor. Tartışmayı onunla büyütmeyelim. Önce gerçekten neyin yasal olduğunu öğrenelim.”

İşte hikâyenin asıl kısmı bundan sonra başladı.

Murat meseleyi çözmek için mevzuata bakmayı önerdi. Derya ise çalışanla tartışmak yerine işletmenin yetkisini ve insanların kullanım hakkını birbirinden ayırmamız gerektiğini söyledi.

Biri “Kural ne?” diye soruyordu.

Diğeri “Bu kural insanlara nasıl uygulanıyor?” diye.

Bence konunun tamamını anlamak için ikisine de ihtiyacımız vardı.

[color=]Kıyı Gerçekten Kimin?[/color]

Araştırmaya başladığımda ilk karşıma çıkan şey, Türkiye’de kıyıların hukuki statüsünün oldukça açık olduğuydu.

Anayasa’nın 43. maddesine göre kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Ayrıca deniz, göl ve akarsu kıyıları ile bunları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Daha da önemlisi, Anayasa Mahkemesi kararlarında kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı ve doğasına uygun olarak genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri çerçevesinde herkesin ortak kullanımına açık olması gerektiği açıkça ifade ediliyor.

Yani “Bu otelin önündeki sahil otelin malıdır” şeklindeki düşünce hukuken oldukça sorunlu.

Burada önemli bir ayrım var:

Bir işletmenin plajı işletmesi başka şeydir, kıyının özel mülk olması başka şeydir.

Bu ayrımı yapmadığımızda bütün tartışma birbirine karışıyor.

3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6. maddesinde de kıyının herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olduğu belirtiliyor. Aynı maddede kıyılarda duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamayacağı düzenleniyor.

Dolayısıyla denize ulaşımı fiilen engelleyen bir çit gördüğümüzde “Burası özel işletme, demek ki böyle” demek doğru olmayabilir.

[color=]Peki O Zaman Neden Özel Plaj Diye Bir Şey Var?[/color]

İşte bizim gruptaki tartışmanın ikinci aşaması burada başladı.

Murat:

“Özel plaj diye bir şey yoksa neden her yerde özel plaj tabelası var?”

Derya:

“Belki de ‘özel plaj’ denilen şey aslında işletilen plajdır.”

Bu cümle konuyu anlamamız açısından çok önemliydi.

Çünkü sahil alanlarında işletmeler bulunabiliyor. Şezlong, şemsiye, duş, soyunma kabini, yiyecek-içecek hizmeti, güvenlik ve temizlik gibi hizmetler sunulabiliyor. Bazı alanların işletme hakkı kiralama veya başka hukuki yollarla özel işletmecilere verilebiliyor.

Nitekim Bakanlığın geçmiş açıklamalarında, uygun şartları sağlayan yerel yönetimlere belirli sahil ve plaj alanlarının mevzuata uygun şekilde kiralanabildiği belirtilmişti.

Fakat işletme hakkı verilmesi, kıyının bütün vatandaşlara kapatılabileceği anlamına gelmiyor.

İşte bence “özel plaj yasal mı?” sorusunun en doğru cevabı burada yatıyor:

Kıyının özel mülk haline getirilmesi başka, kıyıda yasal şartlar çerçevesinde bir işletmenin faaliyet göstermesi başka şeydir.

Bir işletme şezlong kiralayabilir. Hizmet sunabilir. Restoran işletebilir. Belirli koşullarda plaj alanının işletilmesiyle ilgili haklara sahip olabilir.

Ama bu, “Denize girmek isteyen hiç kimse buraya giremez” şeklinde sınırsız bir mülkiyet hakkı yaratmaz.

[color=]Tarihten Bugüne Sahil Meselesi[/color]

Konuyu araştırırken ilginç bir başka noktayı fark ettim.

Bugünkü kıyı tartışması aslında yalnızca plaj ücretlerinden ibaret değil.

Kıyılar tarih boyunca toplumların ortak yaşam alanları oldu. Balıkçılar, denizciler, köylüler, tüccarlar ve kent sakinleri denizle farklı biçimlerde ilişki kurdu. Modern turizm geliştikçe kıyılar aynı zamanda ekonomik değeri çok yüksek alanlara dönüştü.

Bir tarafta yatırım yapmak isteyen işletmeler vardı.

Diğer tarafta kıyının herkesin kullanımına açık kalmasını isteyen toplum.

Bugünkü hukuk düzeninin temel meselelerinden biri de tam olarak bu iki alanı dengelemek.

Anayasa Mahkemesi'nin kıyılarla ilgili kararlarında da kıyıların toplum açısından taşıdığı önem özellikle vurgulanıyor. Mahkeme, kıyıların özel mülkiyete konu olmamasını ve ortak kullanıma açık olmasını kıyının hukuki niteliğinin temel sonucu olarak değerlendiriyor.

Bu açıdan bakınca plaj tartışması aslında çok daha büyük bir soruya dönüşüyor:

Doğal kaynaklardan kim, hangi koşullarda yararlanabilir?

Bugün soru plaj olabilir.

Yarın orman, göl, yayla veya başka bir ortak kullanım alanı olabilir.

[color=]Murat'ın Haritası, Derya'nın Sorusu[/color]

Ertesi gün Murat konuyu çözmek için bilgisayarının başına geçti.

“Kıyı kenar çizgisini bulmamız lazım,” dedi.

Bu kez gerçekten işin stratejik tarafına girmişti.

Kıyı Kanunu'ndaki “kıyı” kavramı, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı ifade ediyor. Sahil şeridi de kıyı kenar çizgisinden kara yönüne doğru uzanan alan olarak düzenlenmiş durumda.

Murat haritaları açıp “İşletmenin bulunduğu parsel nerede, kıyı kenar çizgisi nereden geçiyor, plajın hangi kısmı işletme alanı olarak belirlenmiş?” diye tek tek bakmaya başladı.

Derya ise başka bir şey sordu:

“Peki hukuken haklı olsak bile oradaki çalışanla nasıl konuşacağız?”

Bu soru beni düşündürdü.

Çünkü hak aramak yalnızca doğru kanun maddesini bilmekten ibaret değil.

İnsanlar bazen işletme sahibiyle çalışanı, işletme hakkıyla mülkiyet hakkını, şezlong ücretiyle plaja giriş ücretini birbirine karıştırıyor.

Böyle bir ortamda tartışma çok kolay büyüyor.

Murat’ın yöntemi bize hangi hakkın nerede başladığını ve nerede bittiğini gösteriyordu.

Derya’nın yöntemi ise aynı hakkı çatışmaya dönüştürmeden nasıl savunabileceğimizi.

İkisini birleştirince çok daha sağlıklı bir yol ortaya çıktı.

[color=]Şezlong Ücreti ile Plaja Giriş Ücreti Aynı Şey mi?[/color]

Bu konu da internette sık sık birbirine karıştırılıyor.

Örneğin bir işletmenin şezlong ve şemsiye hizmeti için ücret talep etmesiyle, kıyının kullanımını tamamen ücretli hale getirmesi hukuken aynı mesele değil.

Kıyı Kanunu'nun temel yaklaşımı, kıyının herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olmasıdır.

Bu nedenle “Şezlong kullanmak istemiyorum ama denize girmek istiyorum” diyen kişinin durumuyla, “Şezlong kiralamak istiyorum” diyen kişinin durumu birbirinden ayrılabilir.

Bir işletme size sunduğu ek hizmet için ücret talep ediyor olabilir.

Fakat bu, denizin kendisini satın aldığı anlamına gelmez.

Burada tüketici olarak da dikkat edilmesi gereken bir başka nokta var:

İşletmenin girişte ne için ücret aldığı açık mı?

Ücret hangi hizmet karşılığında?

Plaj alanına erişim gerçekten tamamen engelleniyor mu?

İşletmenin bulunduğu yerin hukuki statüsü nedir?

Bunlar cevaplanmadan “her ücretli plaj yasadışıdır” demek de, “işletme para istiyorsa kesinlikle hakkı vardır” demek de doğru yaklaşım değil.

[color=]Asıl Sorun Bazen Hukuktan Çok Uygulama Oluyor[/color]

Bizim olayda da ilginç olan buydu.

Kâğıt üzerinde herkesin hakkı belli görünüyordu.

Fakat sahaya geldiğinizde işler daha karmaşık.

Bir işletme “Biz yıllardır burayı işletiyoruz” diyebilir.

Vatandaş “Ben denize girmek istiyorum” diyebilir.

Çalışan “Ben sadece yöneticimin söylediğini uyguluyorum” diyebilir.

Belediyenin ayrı yetkileri olabilir.

Bakanlığın ayrı sorumlulukları olabilir.

İmar planı, tahsis, kiralama, kıyı kenar çizgisi ve işletme ruhsatı gibi farklı hukuki konular devreye girebilir.

Bu yüzden tek bir fotoğrafa veya “Burada giriş ücreti alıyorlar” bilgisine bakarak kesin hukuki hüküm vermek doğru değildir.

Bazen asıl soru “Özel plaj var mı?” değil,

“Bu alanın işletilmesine hangi hukuki işlem izin veriyor ve bu izin kamuya açık kıyı kullanımını ne ölçüde etkileyebilir?”

sorusudur.

[color=]Peki Bir Plajda Haksızlık Olduğunu Düşünürsek Ne Yapmalı?[/color]

Murat'ın önerisi oldukça sistematikti.

Önce tartışmayı büyütmemek.

Sonra işletmenin adını ve konumunu not etmek.

Girişte veya tabelada yazan ücretleri kaydetmek.

Mümkünse fiş veya ödeme belgesini saklamak.

Kıyıya erişimin fiziksel olarak engellenip engellenmediğini gözlemlemek.

Sonrasında ilgili belediye veya yetkili idarelerden alanın hukuki durumunu sormak.

Gerekirse resmi başvuru yollarını kullanmak.

Derya ise listeye bir madde daha ekledi:

“Çalışanları hedef göstermeyelim.”

Bence bu küçük ayrıntı çok değerli.

Çünkü vatandaş ile işletme çalışanını karşı karşıya getirmek, asıl hukuki sorunu çözmüyor.

Tam tersine, herkesin birbirine bağırdığı bir ortam oluşturuyor.

Hak aramak, karşıdaki insanı düşman ilan etmek anlamına gelmemeli.

[color=]Kadın-Erkek Meselesinden Daha Fazlası: Aynı Soruna İki Farklı Bakış[/color]

Bizim grupta erkekler daha çok “kanıt, mevzuat, harita, yetki ve çözüm” üzerinden ilerledi.

Kadın arkadaşlarımız ise “iletişim, çalışanların durumu, ailelerin yaşadığı sorunlar, çocukların denize erişimi ve yaşlı insanların plaja ulaşması” gibi ayrıntıları gündeme getirdi.

Bunu kadınlar böyledir, erkekler şöyledir diye genellemek elbette doğru olmaz.

Nitekim grubumuzda tam tersi özelliklere sahip insanlar da vardı.

Fakat o gün ortaya çıkan farklı yaklaşımlar bana önemli bir şey gösterdi:

Bir sorunu çözmek için yalnızca strateji yetmiyor.

Sadece empati de yetmiyor.

Murat'ın “hangi kurum ne yapabilir?” sorusu çözüm için gerekliydi.

Derya'nın “bu karar insanları nasıl etkiler?” sorusu da aynı derecede gerekliydi.

Hukuk bazen bir harita gibidir.

Ama haritada görünen yolun üzerinde gerçek insanlar yaşar.

[color=]“Özel Plaj” Tabelasını Görünce Ne Düşünmeliyiz?[/color]

Şimdi geriye dönüp o ilk günkü tabelayı düşündüğümde, artık daha farklı bakıyorum.

“Özel Plaj” yazısını gördüğümde doğrudan “yasadışı” demiyorum.

Ama doğrudan “demek ki burası özel mülk” de demiyorum.

Önce şu soruları soruyorum:

Burası gerçekten özel mülk mü, yoksa işletme hakkı verilmiş bir alan mı?

Kıyıya ve denize erişim tamamen engelleniyor mu?

Alınan ücret hangi hizmet karşılığında?

Kıyının kamuya açık kullanımını engelleyen bir duvar, çit veya benzeri fiziksel engel var mı?

İşletmenin kullandığı alanın sınırları ve hukuki dayanağı nedir?

Çünkü Türkiye'deki temel hukuk yaklaşımında kıyı, sıradan bir özel mülk gibi değerlendirilmiyor.

Anayasa Mahkemesi de kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını ve herkesin ortak kullanımına açık olması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

[color=]Sonunda Denize Girdik mi?[/color]

Evet.

Ama o gün ilk gittiğimiz plajda değil.

Tartışmayı uzatmak yerine başka bir noktaya geçtik.

Dönüş yolunda Murat hâlâ haritaya bakıyordu.

Derya ise arabada bize şunu söyledi:

“Bence mesele sadece bizim denize girip giremememiz değil. Bir yerin herkesin ortak kullanımına açık olması, o yerin herkes tarafından sınırsız ve sorumsuz kullanılabileceği anlamına da gelmiyor.”

Bu cümle bence konunun diğer yarısı.

Çünkü kıyının kamuya açık olması, çevreyi kirletme, güvenlik kurallarını ihlal etme veya başkalarının kullanım hakkını engelleme özgürlüğü anlamına gelmez.

Kıyı hakkı ile kıyıyı koruma sorumluluğu birlikte düşünülmeli.

Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında kıyıların ortak kullanımının yanı sıra çevrenin korunmasıyla ilgili anayasal boyuta da dikkat çekiliyor.

Bugün “özel plaj yasal mı?” diye soruyoruz.

Belki birkaç yıl sonra daha önemli bir soru soracağız:

Kalabalıklaşan kıyılarımızı herkesin erişebileceği, temiz ve güvenli alanlar olarak nasıl koruyacağız?

Bence tartışmanın geleceği tam da burada.

Çünkü deniz kimsenin kişisel mülkü değil.

Ama deniz de sınırsız bir kaynak değil.

Bir plajın kapısındaki tabela bazen yalnızca bir giriş ücretini değil, toplumun ortak alanlarla kurduğu ilişkinin tamamını tartışmaya açıyor.

Ve bir dahaki sefere sahilde “Özel Plaj” yazısını gördüğünüzde belki siz de benim gibi durup şu soruyu sorarsınız:

“Özel olan tam olarak ne: Sunulan hizmet mi, işletme hakkı mı, yoksa gerçekten kıyının kendisi mi?”

Hukuken en önemli ayrım da galiba tam burada başlıyor.