Derin dondurucuda hangi pişmiş yemekler saklanır ?

Onur

New member
Belki de aile içinde farklı düşünme biçimlerinin en güzel tarafı buydu.

Biri planı kuruyor, diğeri planın insanlara uyup uymadığını kontrol ediyor.

Derin Dondurucuda Saklanabilecek Yemekler İçin Bizim Liste

Bir süre sonra evde kullandığımız liste şu hale geldi:

- Mercimek, ezogelin ve benzeri çorbalar

- Etli veya etsiz kuru fasulye

- Nohut ve barbunya yemekleri

- Etli sebze yemekleri

- Türlü

- Güveç

- Tas kebabı ve benzeri sulu et yemekleri

- Pişmiş tavuk yemekleri

- Sulu köfte

- Dolma ve biber dolması

- Bazı börek ve fırın yemekleri

- Uygun şekilde hazırlanmış pilav

- Pişmiş kıymalı harçlar

- Domatesli veya salçalı yemek sosları

- Bazı makarna yemekleri

- Ev yapımı pizza ve benzeri pişmiş hamur işleri

Bunların her biri aynı süre ve aynı kalitede saklanmaz. Bu nedenle kabın üzerine yemeğin adını ve dondurduğumuz tarihi yazmaya başladık.

Bu küçük alışkanlık inanılmaz derecede işe yaradı.

Çünkü dondurucuda bir süre sonra şu gizemli kaplar oluşuyor:

“Bu neydi?”

“Sanırım kıymalı.”

“Sanırım mı?”

“Üzerinde tarih yok.”

İşte dondurucunun en büyük düşmanı bazen sıcaklık değil, etiketsiz kaptır.

Dondurucuya Koymadan Önce Bizim Uyguladığımız Küçük Sistem

Yemeği hazırlıyoruz.

Önce yiyeceği uzun süre oda sıcaklığında bırakmıyoruz. Büyük tencereyi mümkünse küçük ve sığ kaplara bölerek daha hızlı soğumasını sağlıyoruz.

Sonra ihtiyacımız kadar porsiyonluyoruz.

Kabın üzerine:

“Yemeğin adı + tarih”

yazıyoruz.

Kabı ağzına kadar doldurmuyoruz; özellikle sıvı yemeklerde donma sırasında genleşme için bir miktar boşluk bırakıyoruz.

Sonra dondurucuya düzenli şekilde yerleştiriyoruz.

Dondurucuyu da ağzına kadar sıkıştırmamaya çalışıyoruz. Soğuk havanın dolaşabilmesi önemli.

Dondurucunun yaklaşık -18 °C veya daha düşük sıcaklıkta olması güvenli saklama açısından temel önerilerden biri.

Çözdürme Konusunda Yaptığımız En Büyük Hata

Eskiden donmuş yemeği akşamdan çıkarıp tezgâha bırakırdık.

Sonradan bunun iyi bir yöntem olmadığını öğrendik.

Güvenli çözdürme seçenekleri arasında buzdolabında çözdürme, soğuk su yöntemi ve mikrodalga bulunuyor. Mikrodalgada çözdürülen yemeklerin hemen pişirilmesi veya yeterince ısıtılması gerekiyor. USDA, yeniden ısıtılan artık yemeklerin 74 °C'ye ulaşmasını öneriyor.

Bizim evde en kolay yöntem çoğu zaman şu oldu:

Bir gün önce yemeği dondurucudan buzdolabına almak.

Ertesi gün ocakta veya uygun şekilde mikrodalgada iyice ısıtmak.

Özellikle çorba, sulu yemek ve soslarda yemeğin her tarafının eşit şekilde ısınmasına dikkat ediyoruz.

Asıl Mesele Yemek Değil, Zamanı Saklamak

Bir süre sonra dondurucunun yalnızca yemek saklamadığını fark ettim.

Aslında zaman saklıyorduk.

Pazar günü hazırlanan bir tencere mercimek çorbası, çarşamba akşamı mutfakta geçirilecek yarım saati geri veriyordu.

Bir kap kuru fasulye, yoğun bir iş gününün sonunda dışarıdan yemek söyleme ihtiyacını azaltabiliyordu.

Birkaç porsiyon dolma, “Bugün ne yiyeceğiz?” sorusunu ortadan kaldırıyordu.

Bu açıdan bakınca derin dondurucu, modern ev hayatındaki zaman yönetiminin küçük ama etkili araçlarından biri haline geliyor.

Üstelik bunun ekonomik tarafı da var.

Gıda israfının azaltılması yalnızca aile bütçesi için değil, kaynakların daha verimli kullanılması açısından da önemli. Artan yemeği güvenli koşullarda değerlendirmek, “fazla yaptık, çöpe gitti” döngüsünü kırabiliyor.

Ama burada bir sınır var:

Sırf israf olmasın diye güvenliğinden veya kalitesinden şüphe ettiğimiz yemeği saklamamalıyız.

“Yazık olmasın” düşüncesi bazen yanlış kararlar aldırabilir.

Yemek güvenli değilse çöpe gitmesi, sağlığı riske atmaktan daha doğrudur.

Bir Akşam Dondurucuyu Açtığımızda

Geçenlerde yine yoğun bir gündü.

Herkes farklı saatte eve geldi.

Mutfakta yemek yapacak hâlimiz yoktu.

Babam dondurucuyu açtı.

“Fasulye var.”

Annem:

“Bir de çorba.”

Ben:

“Pilav da var.”

Üç kap çıktı.

On dakika sonra mutfakta yemek kokusu vardı.

O sırada annem gülümsedi:

“Bunların hepsini geçen ay hazırlamıştık.”

Babam da:

“Demek plan işe yaramış,” dedi.

Ben ise başka bir şey düşündüm.

Belki de yemek pişirmek yalnızca o gün sofraya konacak şeyi hazırlamak değildir.

Bazen gelecekteki kendimize küçük bir iyilik yapmaktır.

Bir kap çorba, yoğun bir pazartesi akşamında bizi bekleyen sessiz bir yardım olabilir.

Bir porsiyon fasulye, ay sonunda bütçeyi koruyan küçük bir karar olabilir.

Bir etli yemek, hasta olan bir aile ferdinin o gün mutfağa girmek zorunda kalmaması demek olabilir.

Bu yüzden derin dondurucuyu artık farklı görüyorum.

İçinde sadece yemek yok.

Plan var.

Emek var.

Zaman var.

Ve bazen, insanın kendi geleceğine bıraktığı küçük bir kolaylık var.

Sonunda Şunu Öğrendik: Her Yemeğin Bir “Dondurucu Karakteri” Var

Bizim evde zamanla yemekleri üç gruba ayırmaya başladık.

Birinci grup, “Beni dondur, hiç sorun değil” diyenlerdi: çorbalar, kuru bakliyat yemekleri, birçok sulu et yemeği ve uygun hazırlanmış bazı fırın yemekleri.

İkinci grup, “Dondur ama beni çözdürdüğünde biraz farklı bulabilirsin” diyenlerdi: pilav, makarna, patatesli bazı yemekler ve bazı sütlü veya kremalı tarifler.

Üçüncü grup ise “Beni dondurmak yerine başka yöntem düşün” diyenlerdi: marul gibi bazı çiğ sebzeler, mayonezli bazı hazırlamalar ve yapısı donma sırasında ciddi biçimde bozulan yiyecekler.

Bu sınıflandırma her tarif için kesin bir bilimsel hüküm değildir; tarifin içeriği, pişirme yöntemi, paketleme ve çözdürme biçimi sonucu değiştirebilir. Ancak günlük mutfak kararlarında oldukça işe yarayan bir başlangıç noktası.

USDA'nın da özellikle vurguladığı gibi, dondurulmuş yiyeceklerin güvenliği ile kalite süresi aynı şey değildir. Yiyecek uygun sıcaklıkta donmuş kaldığı sürece güvenlik açısından uzun süre korunabilir; fakat zamanla lezzet ve doku düşebilir.

Belki de bu yüzden dondurucudaki her kabın üzerine tarih yazmak yalnızca düzen takıntısı değil.

Kendimize bıraktığımız bir not.

“Bunu şu gün hazırladık.”

“Bunu şu kadar süre içinde tüketelim.”

“Bunun tadı çözüldüğünde biraz değişebilir.”

Ve belki en önemlisi:

“Bunu çöpe atmak yerine gelecekte kullanmak için sakladık.”

Siz Olsanız Hangi Yemeği Saklardınız?

Şimdi merak ettiğim şey şu:

Sizin evinizde derin dondurucunun vazgeçilmezi hangi yemek?

Kimi evde kuru fasulye mutlaka bulunuyor, kimi evde mantı, kimi evde börek, kimi evde ise “zor günler için” hazırlanmış çorba.

Hatta bazı ailelerde dondurucunun düzeni başlı başına bir gelenek haline gelmiş durumda.

Belki anneniz yemekleri tek kişilik paketliyordur.

Belki babanız her kabın üzerine tarih yazıyordur.

Belki siz “Bunu da dondururuz” diyerek her şeyi kurtarmaya çalışıyorsunuzdur.

Belki de tam tersine, dondurucunuzda aylar önce konmuş ve ne olduğu bilinmeyen üç gizemli kap vardır.

Benim için bu konunun en ilginç tarafı şu oldu:

Bir yemeği dondurmak basit bir mutfak işlemi gibi görünse de aslında aile alışkanlıklarını, ekonomik tercihleri, zaman yönetimini ve hatta geçmişten bugüne değişen yaşam biçimimizi anlatıyor.

Eskiden insanlar yazın bolluğunu kışa hazırlardı.

Bugün ise pazar günü yaptığımız yemeği çarşamba akşamına saklıyoruz.

Yöntem değişti.

İhtiyaç ise büyük ölçüde aynı kaldı:

Bugünün emeğini yarının hayatına taşıyabilmek.

Ve galiba derin dondurucunun kapağını her açtığımızda biraz da bunu yapıyoruz.

Başlık biçimlerini forum koduna uygulaGüvenlik sürelerini daha net tabloya dönüştür

Başlık biçimlerini forum koduna uygula

Güvenlik sürelerini daha net tabloya dönüştür

Cinsiyet vurgusunu daha az klişe yap