Onur
New member
Belli Bir Aralıktaki En Büyük 3 Sayıyı Hangi Fonksiyonla Buluruz? Excel’de Formüllerin Ötesinde Bir Eşitlik Tartışması
Belli Bir Aralıktaki En Büyük 3 Sayıyı Hangi Fonksiyonla Buluruz?
Bir Excel tablosunun içinde yüzlerce sayı olduğunu düşünün. Bir öğretmenin öğrencilerinin sınav sonuçlarını, bir şirketin çalışan performans puanlarını, bir araştırmacının anket verilerini ya da bir ailenin aylık harcamalarını karşılaştırdığınızı varsayalım. İlk bakışta soru oldukça basit: “Bu aralıktaki en büyük üç sayı hangileri?” Fakat verinin kendisine biraz daha yakından baktığımızda, basit görünen bu işlemin arkasında daha büyük bir mesele olduğunu fark edebiliriz: Sayıları kim üretiyor, hangi koşullarda üretiyor ve biz bu sayıları nasıl yorumluyoruz?
Excel’de belirli bir aralıktaki en büyük üç sayıyı bulmak için kullanılan temel fonksiyon BÜYÜK (LARGE) fonksiyonudur. Örneğin A1 aralığındaki en büyük üç değeri bulmak için:
=BÜYÜK(A1;1)
formülü en büyük değeri,
=BÜYÜK(A1;2)
ikinci en büyük değeri ve
=BÜYÜK(A1;3)
üçüncü en büyük değeri verir.
İngilizce Excel sürümünde ise karşılığı:
=LARGE(A1,1)
şeklindedir.
Teknik cevap bu kadar kısa. Ancak özellikle eğitim, iş hayatı, ücretler, sınavlar veya başarı sıralamaları gibi toplumsal veriler üzerinde çalışıyorsak, “en büyük üç sayı”yı bulmak yalnızca teknik bir işlem değildir. Asıl önemli soru bazen şudur: En yüksek üç sonucu bulduktan sonra ne yapıyoruz?
Bir Excel Fonksiyonu Nasıl Toplumsal Bir Konuya Dönüşebilir?
Bir elektronik tablo tarafsızmış gibi görünür. Hücrelerde yalnızca rakamlar vardır: 95, 87, 82, 76… Fakat bu rakamların arkasında insanlar ve insanların yaşadığı sosyal koşullar bulunabilir.
Örneğin bir üniversite, öğrencilerin sınav sonuçlarını inceliyor ve en yüksek üç puanı belirliyor olsun. BÜYÜK fonksiyonu burada kusursuz biçimde çalışabilir. Fakat öğrencilerin tamamının sınava hazırlanmak için eşit zamana, internete, sessiz bir çalışma ortamına, özel derse veya eğitim kaynaklarına sahip olduğunu varsaymak sosyal açıdan hatalı olabilir.
OECD'nin PISA araştırmaları da öğrencilerin akademik performansının sosyoekonomik durumla ilişkili olduğunu uzun yıllardır ortaya koyuyor. Sosyoekonomik açıdan avantajlı öğrencilerin ortalama olarak daha iyi eğitim sonuçlarına ulaşma olasılığı daha yüksek olabiliyor. Bu, tek tek öğrencilerin yeteneklerini açıklayan mutlak bir kural değildir; daha çok fırsatların toplumsal olarak eşit dağılmadığını gösteren önemli bir örüntüdür.
Dolayısıyla Excel'de “en başarılı üç öğrenci”yi bulmak teknik olarak doğru olabilir. Ancak bu üç sayıyı “en yetenekli üç insan” şeklinde yorumlamak bambaşka ve çok daha tartışmalı bir iddiadır.
Burada veri okuryazarlığı ile sosyal farkındalık birbirinden ayrı düşünülemez.
Toplumsal Cinsiyet: Sayılar Neyi Gösteriyor, Neyi Gizliyor?
Toplumsal cinsiyet söz konusu olduğunda benzer bir durum ortaya çıkar. Örneğin bir şirketin maaş tablosunda en yüksek üç maaşı BÜYÜK fonksiyonuyla bulabiliriz. Sonuç bize üç rakam verir. Fakat bu üç rakam, kurum içerisindeki ücret eşitsizliklerinin tamamını anlatmaz.
Kadınların ve erkeklerin hangi pozisyonlarda yoğunlaştığı, yöneticilik görevlerine erişimleri, çalışma saatleri, kariyer kesintileri, bakım sorumlulukları ve terfi süreçleri gibi faktörler ayrıca incelenmelidir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), kadınların ücretsiz bakım ve ev işleri gibi faaliyetlerde erkeklere kıyasla orantısız biçimde daha fazla zaman harcadığını belirten kapsamlı araştırmalar yayımlıyor. Bu durum çalışma hayatındaki sonuçları doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebilir.
Burada kadınların deneyimlerini yalnızca “mağduriyet” üzerinden anlatmak da doğru olmaz. Farklı kadınların deneyimleri birbirinden oldukça farklı olabilir. Bir kadın yüksek gelirli bir aileden geliyor olabilirken başka bir kadın düşük gelirli bir hanede büyümüş olabilir. Bir kadın büyük bir şehirde güçlü bir eğitim ağına erişebilirken başka biri kırsal bölgede çok daha sınırlı fırsatlarla karşılaşabilir.
Bu nedenle “kadınlar şöyle yaşar” gibi tek bir anlatı yerine, farklı toplumsal konumların nasıl kesiştiğine bakmak daha anlamlıdır.
Erkeklerin Deneyimleri de Tek Bir Hikâyeden İbaret Değil
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında erkeklerden söz ederken de genelleme yapmak kolaydır. Oysa erkeklerin sosyal deneyimleri arasında ciddi farklılıklar bulunur.
Örneğin düşük gelirli bir erkek ile ekonomik olarak ayrıcalıklı bir erkek aynı toplumsal baskıları aynı şekilde yaşamayabilir. Bazı erkekler “ailenin geçimini sağlayan kişi olma”, duygularını göstermeme veya ekonomik başarıyı erkekliğin temel göstergesi olarak görme baskısıyla karşılaşabilir.
Bununla birlikte çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirmek, erkekleri yalnızca sorunların kaynağı olarak görmekten daha yapıcı olabilir. İş yerlerinde ücret şeffaflığını desteklemek, bakım sorumluluklarını paylaşmak, ebeveyn izinlerinin kullanımını normalleştirmek, ayrımcılık karşıtı politikaları desteklemek ve eğitim fırsatlarının daha eşit olmasına katkıda bulunmak somut adımlar arasında sayılabilir.
Ancak burada da bütün erkekleri “çözüm üretmesi gereken tek grup” olarak görmek doğru değildir. Toplumsal eşitsizlikler bireylerin tek başına çözebileceği sorunlardan çok daha karmaşıktır. Kurumların, eğitim sisteminin, devlet politikalarının, işverenlerin ve toplumsal normların birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Irk ve Etnik Köken Verileri Nasıl Yorumlanmalı?
Türkiye bağlamında “ırk” kavramı, özellikle etnik köken ve kimlik tartışmalarıyla birlikte dikkatli kullanılmalıdır. Dünya genelindeki veri setlerinde ise ırk ve etnik köken kategorileri yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Örneğin bir araştırmacı farklı etnik gruplara ait öğrencilerin sınav puanlarını karşılaştırabilir ve her grubun en yüksek üç sonucunu Excel ile hesaplayabilir. Fakat burada büyük bir metodolojik tehlike vardır: Bir grubun ortalama veya maksimum performansını o grubun “doğal kapasitesi” gibi yorumlamak bilimsel açıdan savunulamaz.
National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine tarafından yayımlanan çalışmalar, ırk ve etnik köken kategorilerinin sosyal koşullarla, sağlık hizmetlerine erişimle, ekonomik durumla, ayrımcılıkla ve çevresel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
Yani bir veri grubunda daha düşük sonuçlar görülüyorsa “Bu insanların kapasitesi düşük” demek yerine “Bu sonucu ortaya çıkaran sosyal ve ekonomik koşullar neler?” sorusu çok daha anlamlıdır.
Excel'in BÜYÜK fonksiyonu bu soruya cevap vermez. Zaten vermesi de beklenmez. Fonksiyon yalnızca matematiksel sıralama yapar. Sosyal anlamı araştırmacının yorumlama biçimi belirler.
Sınıf Meselesi: En Büyük Sayı Her Zaman En Büyük Başarı mı?
Sınıfsal farklılıklar belki de bu konuyu en açık biçimde gösteren alanlardan biridir.
Bir öğrencinin üniversite sınavında 500 üzerinden 480 puan aldığını düşünelim. Başka bir öğrencinin 430 puanı olsun. Excel açısından 480 daha büyüktür ve BÜYÜK fonksiyonuyla yapılan sıralamada üstte yer alır.
Fakat bu iki öğrencinin hayat koşullarını bilmiyorsak başarılarının nasıl ortaya çıktığını tam olarak değerlendiremeyiz.
Birinci öğrencinin özel ders aldığı, iyi donanımlı bir okula gittiği, ailesinin ekonomik sorun yaşamadığı ve sınava hazırlanmak için uygun bir çalışma ortamına sahip olduğu bir senaryo düşünelim. İkinci öğrenci ise okuldan sonra çalışmak zorunda kalmış, evde kardeşlerine bakmış ve sınava yalnızca kısıtlı kaynaklarla hazırlanmış olabilir.
Bu durumda ikinci öğrencinin 430 puanı matematiksel olarak daha düşük olsa da sosyal bağlam açısından farklı bir hikâye anlatır.
Bu, “düşük puan alan aslında daha başarılıdır” demek değildir. Böyle bir iddia da başka bir aşırı basitleştirme olur. Söylenebilecek daha dikkatli şey şudur: Tek bir performans göstergesi, başarıyı oluşturan bütün koşulları açıklamaz.
Pierre Bourdieu'nun kültürel sermaye yaklaşımı da bu noktada önemlidir. Ailelerin çocuklarına aktardığı dil kullanımı, eğitim alışkanlıkları, kültürel kaynaklara erişim ve sosyal bağlantılar eğitim sistemindeki sonuçları etkileyebilir. Dolayısıyla “en yüksek üç sayı”yı görmek, sayıların üretildiği sosyal ortamı görmemiz anlamına gelmez.
Veriyi Kullanırken En Büyük Üç Sonuca Takılıp Kalmamak
Bir forumda bu konu tartışılırken benim için en ilginç nokta tam olarak burada başlıyor: Excel bize çok güçlü bir araç sunuyor ama araçla elde ettiğimiz sonucu nasıl yorumlayacağımız konusunda otomatik bir etik rehber vermiyor.
BÜYÜK fonksiyonu kullanarak en yüksek üç maaşı bulabilirsiniz. Sonra en yüksek üç maaşın tamamının erkek çalışanlara ait olduğunu görebilirsiniz. Bu noktada “demek ki erkekler daha başarılı” sonucuna ulaşmak ciddi bir analiz hatası olur.
Bunun yerine şu sorular sorulabilir:
- Aynı pozisyonlarda kadın ve erkek çalışanların maaşları nasıl dağılıyor?
- Yönetici pozisyonlarında cinsiyet dağılımı nasıl?
- İşe giriş ücretleri arasında fark var mı?
- Terfi oranları farklılaşıyor mu?
- Çalışma saatleri ve ücretsiz bakım sorumlulukları nasıl dağılıyor?
- Eğitim ve deneyim düzeyleri sonuçları ne ölçüde açıklıyor?
- Gelir farklılıklarında sınıfsal geçmişin etkisi var mı?
- Etnik veya sosyal gruplar arasında fırsatlara erişim açısından fark bulunuyor mu?
Bunlar BÜYÜK fonksiyonunun çözemeyeceği sorulardır. Fakat tam da bu nedenle fonksiyonun sınırlarını bilmek önemlidir.
Kişisel Deneyim Konusunda Bir Not
Burada kişisel deneyim iddiasında bulunmam doğru olmaz; benim bireysel olarak bir okulda okuma, iş yerinde maaş alma veya toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kalma deneyimim yok. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeleri “kişisel olarak yaşadım” şeklinde sunmak yerine akademik araştırmalara ve veri okuryazarlığı ilkelerine dayandırıyorum.
Bence güvenilir bir forum yazısında bu ayrım özellikle önemli. Bir insanın deneyimi değerlidir, fakat tek başına genellenebilir bilimsel kanıt değildir. Aynı şekilde büyük bir veri seti de değerli olabilir, fakat verinin nasıl toplandığını, hangi kategorilerin kullanıldığını ve hangi insanların görünmez kaldığını sorgulamadan tamamen tarafsız kabul edilmemelidir.
E-E-A-T açısından bakıldığında deneyim, uzmanlık, otorite ve güvenilirlik birbirini tamamlayan unsurlardır. Bir konuda kişisel deneyim sahibi olmak kıymetlidir; ancak kişisel deneyimin olmadığı yerde varmış gibi davranmak güvenilirliği artırmaz, tam tersine azaltır.
Kadınların Deneyimlerini Dinlemek, Erkekleri Dışlamadan Çözüm Aramak
Toplumsal eşitsizlikleri tartışırken empati ile çözüm odaklılık arasında bir seçim yapmak zorunda değiliz.
Kadınların yaşadığı deneyimleri dinlemek, örneğin kariyer sırasında bakım sorumlulukları nedeniyle karşılaştıkları engelleri veya iş yerindeki cinsiyetçi normları anlamaya çalışmak önemli olabilir. Fakat bu dinleme sürecinin yalnızca duygusal bir tartışma olarak kalması da yeterli değildir.
Aynı şekilde erkeklerin “Peki çözüm ne?” diye sorması değerli olabilir. Ancak çözüm arayışı, yaşanan problemi hemen küçümsemeye veya “bunu şöyle yaparak hallederiz” demeye dönüşürse iletişim kopabilir.
İdeal yaklaşım ikisini bir araya getirebilir: Önce deneyimi anlamak, ardından yapısal çözüm üzerinde çalışmak.
Örneğin bir şirkette kadın çalışanlar bakım sorumluluklarının kariyerlerini etkilediğini söylüyorsa yalnızca “daha çok çalışmalılar” demek yerine ebeveyn izni, esnek çalışma, terfi kriterleri ve yöneticilerin değerlendirme biçimleri incelenebilir. Erkek çalışanların da bakım iznini kullanmasının kurumsal olarak normalleştirilmesi bu noktada önemli bir çözüm olabilir.
BÜYÜK Fonksiyonunun Bize Öğrettiği Daha Büyük Ders
Aslında bütün bu tartışma tek bir Excel fonksiyonundan daha büyük bir soruya işaret ediyor.
BÜYÜK fonksiyonu bize sıralamayı öğretir:
=BÜYÜK(A1;3)
formülü, aralıktaki üçüncü en büyük değeri verir.
Fakat bize “Bu değer neden yüksek?” sorusunun cevabını vermez.
Bir insan kaynakları uzmanı, eğitimci, araştırmacı veya öğrenci olarak veriyle çalışırken bu ayrımı unutmamak gerekir. Matematiksel sıralama ile sosyal değerlendirme aynı şey değildir.
En yüksek üç sayıyı bulmak kolaydır. Daha zor olan, o sayıların arkasındaki insanları ve koşulları doğru anlamaktır.
Ve belki de veri okuryazarlığının en önemli tarafı budur: Sadece hangi sayının daha büyük olduğunu değil, o farkın nasıl ortaya çıktığını da sormak.
Forum Tartışması İçin Sorular
1. Bir veri setindeki en yüksek üç değeri bulduğumuzda, bu kişileri otomatik olarak “en başarılı” kabul etmek sizce ne kadar doğru?
2. Eğitim veya iş hayatındaki performans sonuçlarını değerlendirirken sınıfsal farklılıkları ne ölçüde hesaba katmalıyız?
3. Bir şirketin en yüksek maaşlarının çoğunlukla tek bir cinsiyete ait olduğunu gördüğümüzde ilk olarak hangi verileri incelemeliyiz?
4. Sosyoekonomik koşulların başarı üzerindeki etkisini kabul etmek, bireysel emeğin önemini azaltır mı?
5. Irk veya etnik köken temelli veriler hangi durumlarda faydalı, hangi durumlarda ayrımcı sonuçlar üretme riski taşıyor?
6. Kadınların yaşadıkları yapısal sorunları dinlemek ile erkeklerin çözüm üretme isteği arasında daha sağlıklı bir iletişim nasıl kurulabilir?
7. Sizce okullarda Excel gibi teknik beceriler öğretilirken veri etiği ve sosyal eşitsizlikler de aynı dersin parçası olmalı mı?
8. “En büyük üç sayı”yı bulmak yerine bazen “en çok hangi koşullarda kimler geride kalıyor?” sorusunu sormak daha anlamlı olabilir mi?
Kaynaklar
- OECD, PISA 2022 Results ve eğitim performansı ile sosyoekonomik durum arasındaki ilişkiye dair raporlar.
- International Labour Organization (ILO), kadınların ücretsiz bakım ve ev işleri ile çalışma hayatındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin araştırmalar.
- National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine, ırk ve etnik köken kategorilerinin bilimsel araştırmalarda kullanımı ve sosyal belirleyiciler üzerine çalışmalar.
- Pierre Bourdieu, Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste ve kültürel sermaye yaklaşımına ilişkin çalışmaları.
- Microsoft Support, Excel'deki LARGE/BÜYÜK fonksiyonunun kullanımına ilişkin resmi dokümantasyon.
Bu nedenle sorunun kısa teknik cevabı BÜYÜK (LARGE) fonksiyonudur. Fakat sosyal bilimler açısından daha ilginç cevap, bir aralıktaki en büyük üç sayıyı bulduktan sonra başlar: Bu üç sayının bize gerçekten ne anlattığını ve neleri görünmez bıraktığını sorgulamak.
Teknik cevabı girişte netleştirTeknik örneği üç sonuçla göster
Teknik cevabı girişte netleştir
Teknik örneği üç sonuçla göster
Kişisel deneyim notunu kısalt
Belli Bir Aralıktaki En Büyük 3 Sayıyı Hangi Fonksiyonla Buluruz?
Bir Excel tablosunun içinde yüzlerce sayı olduğunu düşünün. Bir öğretmenin öğrencilerinin sınav sonuçlarını, bir şirketin çalışan performans puanlarını, bir araştırmacının anket verilerini ya da bir ailenin aylık harcamalarını karşılaştırdığınızı varsayalım. İlk bakışta soru oldukça basit: “Bu aralıktaki en büyük üç sayı hangileri?” Fakat verinin kendisine biraz daha yakından baktığımızda, basit görünen bu işlemin arkasında daha büyük bir mesele olduğunu fark edebiliriz: Sayıları kim üretiyor, hangi koşullarda üretiyor ve biz bu sayıları nasıl yorumluyoruz?
Excel’de belirli bir aralıktaki en büyük üç sayıyı bulmak için kullanılan temel fonksiyon BÜYÜK (LARGE) fonksiyonudur. Örneğin A1 aralığındaki en büyük üç değeri bulmak için:
=BÜYÜK(A1;1)
formülü en büyük değeri,
=BÜYÜK(A1;2)
ikinci en büyük değeri ve
=BÜYÜK(A1;3)
üçüncü en büyük değeri verir.
İngilizce Excel sürümünde ise karşılığı:
=LARGE(A1,1)
şeklindedir.
Teknik cevap bu kadar kısa. Ancak özellikle eğitim, iş hayatı, ücretler, sınavlar veya başarı sıralamaları gibi toplumsal veriler üzerinde çalışıyorsak, “en büyük üç sayı”yı bulmak yalnızca teknik bir işlem değildir. Asıl önemli soru bazen şudur: En yüksek üç sonucu bulduktan sonra ne yapıyoruz?
Bir Excel Fonksiyonu Nasıl Toplumsal Bir Konuya Dönüşebilir?
Bir elektronik tablo tarafsızmış gibi görünür. Hücrelerde yalnızca rakamlar vardır: 95, 87, 82, 76… Fakat bu rakamların arkasında insanlar ve insanların yaşadığı sosyal koşullar bulunabilir.
Örneğin bir üniversite, öğrencilerin sınav sonuçlarını inceliyor ve en yüksek üç puanı belirliyor olsun. BÜYÜK fonksiyonu burada kusursuz biçimde çalışabilir. Fakat öğrencilerin tamamının sınava hazırlanmak için eşit zamana, internete, sessiz bir çalışma ortamına, özel derse veya eğitim kaynaklarına sahip olduğunu varsaymak sosyal açıdan hatalı olabilir.
OECD'nin PISA araştırmaları da öğrencilerin akademik performansının sosyoekonomik durumla ilişkili olduğunu uzun yıllardır ortaya koyuyor. Sosyoekonomik açıdan avantajlı öğrencilerin ortalama olarak daha iyi eğitim sonuçlarına ulaşma olasılığı daha yüksek olabiliyor. Bu, tek tek öğrencilerin yeteneklerini açıklayan mutlak bir kural değildir; daha çok fırsatların toplumsal olarak eşit dağılmadığını gösteren önemli bir örüntüdür.
Dolayısıyla Excel'de “en başarılı üç öğrenci”yi bulmak teknik olarak doğru olabilir. Ancak bu üç sayıyı “en yetenekli üç insan” şeklinde yorumlamak bambaşka ve çok daha tartışmalı bir iddiadır.
Burada veri okuryazarlığı ile sosyal farkındalık birbirinden ayrı düşünülemez.
Toplumsal Cinsiyet: Sayılar Neyi Gösteriyor, Neyi Gizliyor?
Toplumsal cinsiyet söz konusu olduğunda benzer bir durum ortaya çıkar. Örneğin bir şirketin maaş tablosunda en yüksek üç maaşı BÜYÜK fonksiyonuyla bulabiliriz. Sonuç bize üç rakam verir. Fakat bu üç rakam, kurum içerisindeki ücret eşitsizliklerinin tamamını anlatmaz.
Kadınların ve erkeklerin hangi pozisyonlarda yoğunlaştığı, yöneticilik görevlerine erişimleri, çalışma saatleri, kariyer kesintileri, bakım sorumlulukları ve terfi süreçleri gibi faktörler ayrıca incelenmelidir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), kadınların ücretsiz bakım ve ev işleri gibi faaliyetlerde erkeklere kıyasla orantısız biçimde daha fazla zaman harcadığını belirten kapsamlı araştırmalar yayımlıyor. Bu durum çalışma hayatındaki sonuçları doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebilir.
Burada kadınların deneyimlerini yalnızca “mağduriyet” üzerinden anlatmak da doğru olmaz. Farklı kadınların deneyimleri birbirinden oldukça farklı olabilir. Bir kadın yüksek gelirli bir aileden geliyor olabilirken başka bir kadın düşük gelirli bir hanede büyümüş olabilir. Bir kadın büyük bir şehirde güçlü bir eğitim ağına erişebilirken başka biri kırsal bölgede çok daha sınırlı fırsatlarla karşılaşabilir.
Bu nedenle “kadınlar şöyle yaşar” gibi tek bir anlatı yerine, farklı toplumsal konumların nasıl kesiştiğine bakmak daha anlamlıdır.
Erkeklerin Deneyimleri de Tek Bir Hikâyeden İbaret Değil
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında erkeklerden söz ederken de genelleme yapmak kolaydır. Oysa erkeklerin sosyal deneyimleri arasında ciddi farklılıklar bulunur.
Örneğin düşük gelirli bir erkek ile ekonomik olarak ayrıcalıklı bir erkek aynı toplumsal baskıları aynı şekilde yaşamayabilir. Bazı erkekler “ailenin geçimini sağlayan kişi olma”, duygularını göstermeme veya ekonomik başarıyı erkekliğin temel göstergesi olarak görme baskısıyla karşılaşabilir.
Bununla birlikte çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirmek, erkekleri yalnızca sorunların kaynağı olarak görmekten daha yapıcı olabilir. İş yerlerinde ücret şeffaflığını desteklemek, bakım sorumluluklarını paylaşmak, ebeveyn izinlerinin kullanımını normalleştirmek, ayrımcılık karşıtı politikaları desteklemek ve eğitim fırsatlarının daha eşit olmasına katkıda bulunmak somut adımlar arasında sayılabilir.
Ancak burada da bütün erkekleri “çözüm üretmesi gereken tek grup” olarak görmek doğru değildir. Toplumsal eşitsizlikler bireylerin tek başına çözebileceği sorunlardan çok daha karmaşıktır. Kurumların, eğitim sisteminin, devlet politikalarının, işverenlerin ve toplumsal normların birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Irk ve Etnik Köken Verileri Nasıl Yorumlanmalı?
Türkiye bağlamında “ırk” kavramı, özellikle etnik köken ve kimlik tartışmalarıyla birlikte dikkatli kullanılmalıdır. Dünya genelindeki veri setlerinde ise ırk ve etnik köken kategorileri yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Örneğin bir araştırmacı farklı etnik gruplara ait öğrencilerin sınav puanlarını karşılaştırabilir ve her grubun en yüksek üç sonucunu Excel ile hesaplayabilir. Fakat burada büyük bir metodolojik tehlike vardır: Bir grubun ortalama veya maksimum performansını o grubun “doğal kapasitesi” gibi yorumlamak bilimsel açıdan savunulamaz.
National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine tarafından yayımlanan çalışmalar, ırk ve etnik köken kategorilerinin sosyal koşullarla, sağlık hizmetlerine erişimle, ekonomik durumla, ayrımcılıkla ve çevresel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
Yani bir veri grubunda daha düşük sonuçlar görülüyorsa “Bu insanların kapasitesi düşük” demek yerine “Bu sonucu ortaya çıkaran sosyal ve ekonomik koşullar neler?” sorusu çok daha anlamlıdır.
Excel'in BÜYÜK fonksiyonu bu soruya cevap vermez. Zaten vermesi de beklenmez. Fonksiyon yalnızca matematiksel sıralama yapar. Sosyal anlamı araştırmacının yorumlama biçimi belirler.
Sınıf Meselesi: En Büyük Sayı Her Zaman En Büyük Başarı mı?
Sınıfsal farklılıklar belki de bu konuyu en açık biçimde gösteren alanlardan biridir.
Bir öğrencinin üniversite sınavında 500 üzerinden 480 puan aldığını düşünelim. Başka bir öğrencinin 430 puanı olsun. Excel açısından 480 daha büyüktür ve BÜYÜK fonksiyonuyla yapılan sıralamada üstte yer alır.
Fakat bu iki öğrencinin hayat koşullarını bilmiyorsak başarılarının nasıl ortaya çıktığını tam olarak değerlendiremeyiz.
Birinci öğrencinin özel ders aldığı, iyi donanımlı bir okula gittiği, ailesinin ekonomik sorun yaşamadığı ve sınava hazırlanmak için uygun bir çalışma ortamına sahip olduğu bir senaryo düşünelim. İkinci öğrenci ise okuldan sonra çalışmak zorunda kalmış, evde kardeşlerine bakmış ve sınava yalnızca kısıtlı kaynaklarla hazırlanmış olabilir.
Bu durumda ikinci öğrencinin 430 puanı matematiksel olarak daha düşük olsa da sosyal bağlam açısından farklı bir hikâye anlatır.
Bu, “düşük puan alan aslında daha başarılıdır” demek değildir. Böyle bir iddia da başka bir aşırı basitleştirme olur. Söylenebilecek daha dikkatli şey şudur: Tek bir performans göstergesi, başarıyı oluşturan bütün koşulları açıklamaz.
Pierre Bourdieu'nun kültürel sermaye yaklaşımı da bu noktada önemlidir. Ailelerin çocuklarına aktardığı dil kullanımı, eğitim alışkanlıkları, kültürel kaynaklara erişim ve sosyal bağlantılar eğitim sistemindeki sonuçları etkileyebilir. Dolayısıyla “en yüksek üç sayı”yı görmek, sayıların üretildiği sosyal ortamı görmemiz anlamına gelmez.
Veriyi Kullanırken En Büyük Üç Sonuca Takılıp Kalmamak
Bir forumda bu konu tartışılırken benim için en ilginç nokta tam olarak burada başlıyor: Excel bize çok güçlü bir araç sunuyor ama araçla elde ettiğimiz sonucu nasıl yorumlayacağımız konusunda otomatik bir etik rehber vermiyor.
BÜYÜK fonksiyonu kullanarak en yüksek üç maaşı bulabilirsiniz. Sonra en yüksek üç maaşın tamamının erkek çalışanlara ait olduğunu görebilirsiniz. Bu noktada “demek ki erkekler daha başarılı” sonucuna ulaşmak ciddi bir analiz hatası olur.
Bunun yerine şu sorular sorulabilir:
- Aynı pozisyonlarda kadın ve erkek çalışanların maaşları nasıl dağılıyor?
- Yönetici pozisyonlarında cinsiyet dağılımı nasıl?
- İşe giriş ücretleri arasında fark var mı?
- Terfi oranları farklılaşıyor mu?
- Çalışma saatleri ve ücretsiz bakım sorumlulukları nasıl dağılıyor?
- Eğitim ve deneyim düzeyleri sonuçları ne ölçüde açıklıyor?
- Gelir farklılıklarında sınıfsal geçmişin etkisi var mı?
- Etnik veya sosyal gruplar arasında fırsatlara erişim açısından fark bulunuyor mu?
Bunlar BÜYÜK fonksiyonunun çözemeyeceği sorulardır. Fakat tam da bu nedenle fonksiyonun sınırlarını bilmek önemlidir.
Kişisel Deneyim Konusunda Bir Not
Burada kişisel deneyim iddiasında bulunmam doğru olmaz; benim bireysel olarak bir okulda okuma, iş yerinde maaş alma veya toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kalma deneyimim yok. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeleri “kişisel olarak yaşadım” şeklinde sunmak yerine akademik araştırmalara ve veri okuryazarlığı ilkelerine dayandırıyorum.
Bence güvenilir bir forum yazısında bu ayrım özellikle önemli. Bir insanın deneyimi değerlidir, fakat tek başına genellenebilir bilimsel kanıt değildir. Aynı şekilde büyük bir veri seti de değerli olabilir, fakat verinin nasıl toplandığını, hangi kategorilerin kullanıldığını ve hangi insanların görünmez kaldığını sorgulamadan tamamen tarafsız kabul edilmemelidir.
E-E-A-T açısından bakıldığında deneyim, uzmanlık, otorite ve güvenilirlik birbirini tamamlayan unsurlardır. Bir konuda kişisel deneyim sahibi olmak kıymetlidir; ancak kişisel deneyimin olmadığı yerde varmış gibi davranmak güvenilirliği artırmaz, tam tersine azaltır.
Kadınların Deneyimlerini Dinlemek, Erkekleri Dışlamadan Çözüm Aramak
Toplumsal eşitsizlikleri tartışırken empati ile çözüm odaklılık arasında bir seçim yapmak zorunda değiliz.
Kadınların yaşadığı deneyimleri dinlemek, örneğin kariyer sırasında bakım sorumlulukları nedeniyle karşılaştıkları engelleri veya iş yerindeki cinsiyetçi normları anlamaya çalışmak önemli olabilir. Fakat bu dinleme sürecinin yalnızca duygusal bir tartışma olarak kalması da yeterli değildir.
Aynı şekilde erkeklerin “Peki çözüm ne?” diye sorması değerli olabilir. Ancak çözüm arayışı, yaşanan problemi hemen küçümsemeye veya “bunu şöyle yaparak hallederiz” demeye dönüşürse iletişim kopabilir.
İdeal yaklaşım ikisini bir araya getirebilir: Önce deneyimi anlamak, ardından yapısal çözüm üzerinde çalışmak.
Örneğin bir şirkette kadın çalışanlar bakım sorumluluklarının kariyerlerini etkilediğini söylüyorsa yalnızca “daha çok çalışmalılar” demek yerine ebeveyn izni, esnek çalışma, terfi kriterleri ve yöneticilerin değerlendirme biçimleri incelenebilir. Erkek çalışanların da bakım iznini kullanmasının kurumsal olarak normalleştirilmesi bu noktada önemli bir çözüm olabilir.
BÜYÜK Fonksiyonunun Bize Öğrettiği Daha Büyük Ders
Aslında bütün bu tartışma tek bir Excel fonksiyonundan daha büyük bir soruya işaret ediyor.
BÜYÜK fonksiyonu bize sıralamayı öğretir:
=BÜYÜK(A1;3)
formülü, aralıktaki üçüncü en büyük değeri verir.
Fakat bize “Bu değer neden yüksek?” sorusunun cevabını vermez.
Bir insan kaynakları uzmanı, eğitimci, araştırmacı veya öğrenci olarak veriyle çalışırken bu ayrımı unutmamak gerekir. Matematiksel sıralama ile sosyal değerlendirme aynı şey değildir.
En yüksek üç sayıyı bulmak kolaydır. Daha zor olan, o sayıların arkasındaki insanları ve koşulları doğru anlamaktır.
Ve belki de veri okuryazarlığının en önemli tarafı budur: Sadece hangi sayının daha büyük olduğunu değil, o farkın nasıl ortaya çıktığını da sormak.
Forum Tartışması İçin Sorular
1. Bir veri setindeki en yüksek üç değeri bulduğumuzda, bu kişileri otomatik olarak “en başarılı” kabul etmek sizce ne kadar doğru?
2. Eğitim veya iş hayatındaki performans sonuçlarını değerlendirirken sınıfsal farklılıkları ne ölçüde hesaba katmalıyız?
3. Bir şirketin en yüksek maaşlarının çoğunlukla tek bir cinsiyete ait olduğunu gördüğümüzde ilk olarak hangi verileri incelemeliyiz?
4. Sosyoekonomik koşulların başarı üzerindeki etkisini kabul etmek, bireysel emeğin önemini azaltır mı?
5. Irk veya etnik köken temelli veriler hangi durumlarda faydalı, hangi durumlarda ayrımcı sonuçlar üretme riski taşıyor?
6. Kadınların yaşadıkları yapısal sorunları dinlemek ile erkeklerin çözüm üretme isteği arasında daha sağlıklı bir iletişim nasıl kurulabilir?
7. Sizce okullarda Excel gibi teknik beceriler öğretilirken veri etiği ve sosyal eşitsizlikler de aynı dersin parçası olmalı mı?
8. “En büyük üç sayı”yı bulmak yerine bazen “en çok hangi koşullarda kimler geride kalıyor?” sorusunu sormak daha anlamlı olabilir mi?
Kaynaklar
- OECD, PISA 2022 Results ve eğitim performansı ile sosyoekonomik durum arasındaki ilişkiye dair raporlar.
- International Labour Organization (ILO), kadınların ücretsiz bakım ve ev işleri ile çalışma hayatındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin araştırmalar.
- National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine, ırk ve etnik köken kategorilerinin bilimsel araştırmalarda kullanımı ve sosyal belirleyiciler üzerine çalışmalar.
- Pierre Bourdieu, Distinction: A Social Critique of the Judgement of Taste ve kültürel sermaye yaklaşımına ilişkin çalışmaları.
- Microsoft Support, Excel'deki LARGE/BÜYÜK fonksiyonunun kullanımına ilişkin resmi dokümantasyon.
Bu nedenle sorunun kısa teknik cevabı BÜYÜK (LARGE) fonksiyonudur. Fakat sosyal bilimler açısından daha ilginç cevap, bir aralıktaki en büyük üç sayıyı bulduktan sonra başlar: Bu üç sayının bize gerçekten ne anlattığını ve neleri görünmez bıraktığını sorgulamak.
Teknik cevabı girişte netleştirTeknik örneği üç sonuçla göster
Teknik cevabı girişte netleştir
Teknik örneği üç sonuçla göster
Kişisel deneyim notunu kısalt